top of page

Devlet Meselesinde İhsan Şenocak'ın ve Ebubekir Sifil’in Kuyruklu Yalanları

İslam Fıkhının en önemli kavramlarından birisi de “Dar’ul İslam ve Dar’ul Harp” kavramları. Dar kelimesi yer/mekân anlamına gelmektedir. Temel anlamda Dar’ul İslam, “İslami hükümlerle yönetilen” ülke anlamına gelir. Dar’ul Harp ise İslam ile hükmetmeyen ülke manasındadır.


Akıl En Büyük Peygamberdir
Devlet Meselesinde İhsan Şenocak'ın ve Ebubekir Sifil’in Kuyruklu Yalanları

İslam Fıkhının en önemli kavramlarından birisi de “Dar’ul İslam ve Dar’ul Harp” kavramları. Dar kelimesi yer/mekân anlamına gelmektedir. Temel anlamda Dar’ul İslam, “İslami hükümlerle yönetilen” ülke anlamına gelir. Dar’ul Harp ise İslam ile hükmetmeyen ülke manasındadır. Buna göre bir ülkenin Dar’ul İslam veya Dar’ul Harp olmasında temel ölçü “hâkimiyet” meselesinde düğümlenir. İşte bu sebeple Hanefi Mezhebi âlimleri Dar’ul Harbi, “kâfir liderin emir ve yönetiminin yürürlükte olduğu ülke” olarak tarif edilmiştir.

Buradaki Dar’ul Harp tabiri, Dar’ul İslam ile savaş halini ifade etmez. Burada mesele tamamen hukukidir ve İslam Fıkhı ile hükmetmeyen ülkelerin tamamı ister Dar’ul İslam ile savaş halinde olsun isterse de olmasın tamamı Dar’ul Harp olarak nitelenir. Kaldı ki Hanefi Mezhebi âlimleri savaş sebebinin ancak kâfirlerin müslümanlara saldırması olarak kabul etmişlerdir. Asıl olan bütün Dar’ul Harp ülkeleri ile iyi ilişkiler kurmaktır ve hedefe savaşmaktan ulaşmaktır. Bu sebeple Dar’ul Harp tabiri aslen savaş halini değil hukuki bir durumu işaret için koyulmuş bir isimlendirmedir. Kaldı ki fakihler, Dar’ul Küfür, Dar’uş Şirk gibi terimlerin Dar’ul Harp tabiri ile eş anlamlı olduğunu kaydetmişlerdir. Esasen Dar’ul Harp, gerçek bir hukuk sistemine sahip olmayan, güçlülerin zayıflara hükmettiği kula kulluk sistemlerinin egemen olduğu ülke manasındadır ki bu ülkelerde kendi içinde çatışma olağan bir haldir.

Peygamberimiz (sav) Mekke’de tebliğe başladığı zaman, Mekke Dar’ul Harp idi. İmam Serahsi, açıkça “Hicretten önce Mekke Dar’ul Harpti” demektedir. Tek başına bu hüküm bile bir yerin Dar’ul Harp olmasının ölçüsünün orada savaş olması değil İslam’ın hükümlerinin uygulanmaması olduğunu ortaya koyar. Zira Mekke’de müslümanların savaşması yasak kılınmıştı.

Bir ülke fethedilip İslam’ın hükümlerinin uygulanmasıyla Dar’ul İslam haline gelir. Ve bu konuda bütün İslam âlimleri ittifak etmişlerdir. Buradaki ince nokta şudur: Bir memleket sadece fetih edilmekle Dar’ul İslam haline gelmez. Orada mutlaka İslam’ın hükümlerinin de egemen olması şarttır.



Dar’ul İslam ve Dar’ul Harp meselesinde en önemli mesele iki ayrı ülkede müslümanların tabi olacakları hukukun değişmesidir. Zira Hanefi Mezhebine göre Dar’ul Harp’te zina, içki, hırsızlık gibi had cezaları uygulanmaz. Bir müslümanın, kendisi kar ettiği müddetçe Dar’ul Harp ahalisi ile faizli muamelesi caizdir. Ayrıca Dar’ul Harp’te İslami hükümler uygulanmadığında genel olarak İslami hükümleri bilmemek mazeret olarak kabul edilmiştir.


Türkiye’de devletin kutsanması vesilesiyle en çok istismar edilen kavramlardan birisi de Dar’ul İslam ve Dar’ul Harp kavramlarıdır. Hâlbuki devlet ve otorite meseleleri fıkıhtan kopuk kavramlar değildir. Kişilerin kendi zihinlerinde veya hayal âlemlerinde şekillendirecekleri kavramlar arasında yer almaz “Dar” kavramı. Çünkü Dar’ul İslam’da ve Dar’ul Harp’te müslümanın tabi olacağı hükümlerde değişir. Somut örnekler verelim.


Yazar İhsan Şenocak ve Ebubekir Sifil, teorik olarak amelde kendilerini Hanefi olarak niteleyen kimseler. Ama Hanefi olduklarını iddia etmeleri nedense devlet ve otorite meselelerine yansımamaktadır. Evet, Hanefi olduklarını söylemekteler ama sadece suya sabuna dokunmayan meselelerde.


İhsan Şenocak’a soruluyor: “Türkiye, Dar’ul Harb midir?” Oysa Türkiye Cumhuriyeti, Anayasasında kendisini Laik bir ülke olarak ifade etmiştir. Devletin kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığının bile Anayasa’ya göre “laikliğe” göre faaliyette bulunur. Yine Anayasa’ya göre devletin kanunlarını kısmen dahi olsa dine uydurmak anayasal suç olarak tarif edilir. Aslında “Türkiye, Dar’ul Harp midir” sorusunun cevabı açık. Buna rağmen İhsan Şenocak, “ezanların okunduğu ve müslümanların olduğu ülkeye Dar’ul İslam” denilir diyerek Türkiye’yi Dar’ul İslam ilan ediyor. Aslında dünyanın her tarafı Dar’ul İslam dese ne güzel olurdu.


Biliyorsunuz Peygamberimiz (sav) Efendimiz ve ashabı Mekke'de iken bütün İslam alimleri Mekke'yi Dar'ul Harb olduğunu söylemişlerdir. Kâbe’nin olduğu Mekke. Peygamberin olduğu Mekke. Dünyanın en güzel Müslümanlarının olduğu Mekke. Çünkü Mekke'de İslam hâkim değildi. Devletin kanunlarını Dar'un Nedve isimli mecliste yapıyorlardı.


Türkiye'ye gelince. İhsan Şenocak'ın Allah'ın ayetlerini birkaç kuruşuna satmasını boş vererek söyleyelim. Türkiye Cumhuriyeti, Demokratik-Laik bir devlettir. İslam Devleti değildir. İslam Fıkhındaki Dar meselesi tamamen hâkimiyet (devlet) ile alakalıdır.


Yazar Ebubekir Sifil'e de sorsanız amelde Hanefi... Ama sadece suya sabuna dokunmadığı zamanlarda. İslam'ın devlet meselelerini değerlendirirken şu ibareler ona ait:


"Hanefi mezhebine göre Türkiye ‘ye Dar’ul Harb diyemeyiz. Türkiye’de müslümanlar güven (eman) içindedir. Üzerimize hâkim olan sistem hukuk düzeni %100 küfür düzeni diyemeyiz. Mevcut hukuk sistemi içerisinde İslam ahkâmıyla örtüşmeyen kanunlar var ama örtüşen kanunlar da var. Dâru’l-Harb’i, Dar’ul-Harb yapan en önemli kâide, o yerin harb (savaş) yeri olmasıdır, yani savaşmaktır. Türkiye’ye Dar’ul-harb diyenlerin geneli de savaşmak, harb etmek dışında her şeyi yapıyorlar. Çünkü harb etmek işlerine gelmiyor. Bu heva ve hevesle hükmetmektir. Mükellefiyetlerinden kaç, ruhsatlarından istifade et ne güzel. Bu bir mü’mine yakışmaz”


Deveye sormuşlar "neren eğri..." Yukarıdaki sözlerin neresini düzelteceksin. Bırak dağınık kalsın.


Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Demokratik - Laik bir devlettir. Anayasa'sında böyle geçer. Asla ama asla İslam Devleti değildir. Dini devlet hayatına adapte etmek suçtur. Diyanet İşleri Başkanlığı anayasaya göre "Laikliğe" göre faaliyette bulunur.


Mevcut hukukta İslam ile bağdaşan yerler varmış. İsrail'de de var. ABD ve Rusya'da da. Sifil kendini zorlamasın tüm dünya İslam Devleti.


Bir yer İslam Devleti olmazsa orada savaş vs. olurmuş. Hukuki tespit ayrı fiili durum farklı. Kaldı ki Hicretten önce Mekke, Dar’ul Harp’ti ve müslümanların savaşması dinen yasaklanmıştı. Hem müslümanlar savaş meraklısı değildir. Hukuklarına riayet edilirse neden savaşsın müslümanlar. Ama Ebubekir Sifil belden aşağı iyi vuruyor. Dini tutarlılığını kaybettiği gibi ahlaken de sefilleri oynuyor. Yalanları arka arkaya dizerek doğruya ulaşacağını zannediyor.


Ebubekir Sifil yalan söylüyor. Hanefi Mezhebinin geçerli fetvasına göre bir memlekette İslam'ın kanunları egemen değilse orası İslam Devleti değildir. Türkiye Cumhuriyeti, İslam Devleti değildir.


Ebubekir Sifil'i ilmi olarak ciddiye almaya gerek yok. Ahlaken bile ciddiye almaya gerek yok, din adına yalan söylüyor.

Comments


bottom of page