top of page

Deizm ve Laiklik Aklın Donma Halidir

Sonuç olarak ateistler nasıl aptallarsa deistler de o kadar akılsızdır. Akıbetleri de aynı olacaktır.



Akıl En Büyük Peygamberdir
Deizm ve Laiklik Aklın Donma Halidir

Öncelikle akıl nedir? Akıl kelime manası olarak bağlamak, men etmek gibi manalara gelir. Lakin buradaki "bağlamak" kelimesi donuk bir süreci ifade etmez. Aksine aklın süreci ebedidir, yolculuğu hiç bitmez. Açalım.

Akıl terim anlamıyla zorunlulukların zorunlu, imkansızların ise imkansız olduğunu tabi olarak bilen güçtür. Akıl, kendisininde içinde olduğu mümkün varlıklara bakar ve mümkün varlıkları var eden zorunlu varlığı doğal olarak bulur. Ayrıca akıl, bir şeyin aynı anda hem var hem de yok olmayacağını da yani İMKANSIZI da doğal olarak bulur(bilir). Mümkün varlıktan yola çıkarak zorunlu ve imkansız varlığı tespit eden akıl; muhteşem bir ihtişamın sahibidir. Zira insan aklını kullanmazsa her şey mümkün, hiçbir şey mümkün değil; her şey aynı anda hem var hem de yoktur. Hatta kişi kendi varlığından bile şüphe edebilir. Mümkün varlıkları, zorunlu varlık diye değerlendirerek her şeye, hiç umulmadık şeylere bile tapabilir. Meseleye bu açıdan bakınca felsefi laiklik; mümkün varlıkları zorunlu olarak görüp kişinin kendi hapishanesini inşa etme sürecidir denilebilir.

Zorunlu ve imkansız varlıkları tespit ettikten sonra aklın vazifesi biter mi? Hayır... Sonsuza kadar uzanan bir süreci vardır aklın. İzaha gayret edelim.


Zorunlu varlığı tespit etmek için hiç kimseye ihtiyacı olmayan akıl kendi başına sultandır. Kendisinin altında yer alan duygular, vicdan, mantık vs'nin mutlak egemenidir. Lakin zorunlu varlığı tespit eden aklın yürüyebilmesi ve donmaması için ZORUNLU ve SONSUZ varlığa kendisini bağlaması şart. Aksi takdirde akıl, duyguları, fiilleri, mantığı, vicdanı nasıl yönlendireceğini bilemez. Lakin zorunlu varlığa nasıl bağlanacak? Bir kere zorunlu varlığı tespit eden aklın, kendisi gibi mümkün varlıklara bağlanması aklın bütün fonksiyonlarını hemen iptal eder. Akıl hiçbir işe yaramaz olur.


Mesela bir lidere, ne söylerse söylesin, ne yaparsa yapsın tabi olan akıl, aslında kendisini iptal etmiştir. Liderini zorunlu varlık gibi değerlendirdiğinden artık akıl hiçbir şeye yaramaz. Dünyanın sürekli değiştiğini gören, ölüm ve doğum hadiselerine sürekli şahit olan aklın, dünyadaki hiçbir şeye sarılmaması lazım. Hiçbir şeye boyun eğmemek akıl sağlığı için şart. Mesela akıl, laik ülkelerde meclislerin çıkartmış oldukları kanuna ve o kanunlarla idare edilen devlete bırakın itaat etmeyi, o devleti tanımaz bile. Zira öncelikle akıl herhangi bir şeye boyun eğerse fonksiyonunu, sultanlık tahtını kaybeder. Ayrıca akıl bilir ki; insan bilir ama nasıl bildiğini bilmez. Öyleyse insan için esas olan cehalettir. Akıl, kendisine kanun çıkaran cahil milletvekillerini, cahil üniversite hocalarını, siyasetçileri adam yerine bile koymaz. Koyduğu an kendisini inkar etmiş olur. Öyleyse zorunlu varlığa nasıl ulaşılacak?


Bu soruya cevap vermeden önce bir parantez açalım. Akıl, mutlak kemale sahiptir. Çalışarak akıllı olmak akla aykırıdır. Zira siz, akıllı olmak için çalışırken akıl yokken aklı nasıl bulacaksınız? Öyleyse akıl, kendi fonksiyonları açısından mutlak zirvededir ve egemendir. O, hiçbir mümkün varlığa (insana, kanuna, devlete, heykele vs) asla ama asla boyun eğmez. Eğdiği an yok olur.


Zorunlu varlık, aklın da üstünde ve aklı insana veren Allah'tır. Allah, insanlar arasından akla (insana) elçi gönderir ve elçi ile Kendisinin emir ve yasaklarını bildirir. Lakin burada bir çıkmaz vardır. Netice de zorunlu varlığın elçisi de mümkün varlıklardan insandır. Akıl ise bir insana tabi olmaz, olamaz. Ama elçi salt iddia insanı değildir. Muhatabına aklı aciz bırakan mucize gösterir. (Ölüleri kolayca diriltmek, parmaklarından su gelmesi, Ay'ı yarması, Kur'an-ı Kerim gibi). Akıl ilk kez aciz kalır ve tabi olarak elçiye teslim olur. Elçiye tabi olmazsa kendi değerini takdir edememiş olur ve sultanlığı kaybeder. Mümkünlerin içerisinde bir mümkün olur ve dünyanın değişimleri içerisinde kaybolur gider. Artık hiçbir fonksiyonu işe yaramaz. Hiçbir şeyin arkasını göremez.


Akıl donar... Elçiye teslim olmadığı an zorunlu varlıkla bağı kesilir. Artık ha dışarıdaki köpek ha o. Akıl, tahtını kaybeder; duygularının peşinde sürüklenir. Mantık oyunlarının kurbanı olur. Elçiye yani pratikte Hz. Muhammed (sav)'e kayıtsız ve şartsız boyun eğmeyen kişinin zorunlu varlıkla (Allah ile) hiçbir bağı kalmamıştır. Elçiye kayıtsız şartsız teslim olursa akıl yoluna devam edecektir. Öncelikle zorunlu varlığın emir ve yasaklarını akıl ile anlayacak, bu emirleri yeni olaylara kıyaslayacak ve mukaddes bir hayat yaşayacaktır. Ayrıca zorunlu varlığı tanıyacak, aleme ve Kur'an'a bakarak zorunlu ve sonsuz varlığı sürekli tanıma akli lezzetine kavuşacak. Duygu, mantık vs her şey yerili yerine oturacaktır.


Sonuç olarak ateistler nasıl aptallarsa deistler de o kadar akılsızdır. Akıbetleri de aynı olacaktır.

Comentários


bottom of page