Ara

"De ki" Hitabı Bağlamında Hz. Muhammed (sav)

Kur’an’da zikredilen “De ki” hitabı ise zaruri bir kelimedir. Öyleyse Hz. Muhammed (sav)’in mutlak otoritesine boyun eğmeyenlerin “Allah bir tektir” demelerinin zerre miktarı kadar bile önemi yoktur.

Kitap ALINTISI

Soyunuz sopunuz, malınız veya mevkiiniz, ilmi kariyeriniz bile ne olursa olsun. Hatta… Velev ki Allah’a iman ettiğinizi söyle-seniz ve dahi Allah’tan başka ilah yoktur diye yeri ve göğü inletseniz de. Evet, velev ki “La İlahe İllallah” ikrarında bulunsanız da Hz. Muhammed (sav)’e “gönülden” boyun eğmedikçe. Hz. Muhammed (sav)’e teslim olmadıkça, Hz. Muhammed (sav)’in bir sözünü bile küçük gördüğünüz sürece siz sadece… Sadece ve sadece pis bir kâfirsiniz!..Ve size öyle bir azapla muamele edilir ki, sanki Allah’ın başka “kâfir kulu” yokmuş gibi dehşetengiz, küçük düşürücü, rezil, “idrakler üstü”, her zaman size “özel” ateşlerde kavrulursunuz. Hem de ebe-diyyen… Hiç bitmeden sürekli artarak azap.



İhlâs Sûresi, “De ki” lafzıyla başlıyor. Hiç şüphesiz “De ki” hitabının birinci derecedeki muhatabı Hz. Peygamber (sav) Efendimizdir!.. Âlim-ler sûredeki “De ki” hitabıyla ilgili olarak genellikle şu açıklamaları yapmışlardır: “Ayet-i kerime’deki “De ki” lafzı genelde Kur’an-ı Ke-rim’in özelde de İhlâs Sûresi’nin nazmında Hz. Muhammed (sav)’in hiç-bir katkısının olmadığını sadece kendisine söyleneni aktardığını gös-terir. Sûrenin“De ki” lafzıyla başlaması insanlara olduğu gibi tebliğ e-dilmesinin önemini de vurgulamaktadır.” Ayrıca Hz. Muhammed (sav)-’in şanına, şerefine işaret eder, “De ki.”


Sûrede “De ki” lafzından sonra “O” ismi/zamiri geçmektedir. Bu zamir hakkında bazı âlimlerde şöyle demiştir: “O”, mübteda olan bu zamirin bu İhlâs Sûresi’nde mercii geçmemiştir. Nüzul sebebine göre, sorulmuş bulunan Allah’a raci olması gerekir. Yukarıdaki sûrelere göre en yakın Nasr Sûresi’nde “Allah” ismi zikredilmiştir.” Buna göre Allah, bir tekliğini özellikle “Nasr” ve “Tebbet” Sûresi’nde göstermiş ve adeta “işte bunları yapan Rabbiniz Allah bir tektir” demiştir.

Dikkat edelim!..“Nasr Sûresi’nde” Hz. Muhammed (sav)’in zaferi, “Tebbet Sûresi’nde” ise Peygamberimizin (sav) amcası olmasına rağmen Hz. Muhammed (sav)’e “düşmanlık” sergileyen “Ebu Leheb’in” feci ve küçük düşürücü akıbeti haber verilmiştir. Tebbet Sûresi’nde (mealen) şöyle buyrulur: “Ebu Leheb’in elleri kurusun (yok olsun), zaten yok oldu ya. Ne malı ne de kazandığı onu kurtaramadı. (O), alevli bir ateşe girecektir. Karısı da odun hamalı olarak (onunla beraber girecektir). Boynunda da hurma lifinden bir ip olacaktır.”Kur’an-ı Kerim’in genel üslubu içerisinde kâfirlerin “isimleri” verilerek azap tehdidi yapılmaz. Ama Tebbet Sûresi’nde bir istisna yapılmış; bizzat isim verilerek Ebu Leheb’e değinilmiş ve küçük düşürücü azaba muhatap tutulacağı daha ölmeden önce ilan edilmiştir. Hem de Ebu Leheb, Peygamberimizin (sav) yakın akrabası iken. Hepimizde namazda Tebbet Sûresi’ni okur ve okurken Ebu Leheb şeytanına karşı kalbimizde “kin” duyarız. Allah’ın ve lanet etmek şanında olan herkesin laneti Ebu Leheb’in üzerine olsun!..

Tebbet Sûresi’nde Peygamberimize (sav) düşmanlık yapan baht-sızın akıbeti haber verildikten hemen sonra İhlas Sûresi’nde söz, “De ki” hitabıyla Peygamberimize dönmekte ve ayet, “O, Allah bir tektir” diye devam etmektedir. Yani özetle Peygamberimize (sav) adeta şöyle denilmektedir: “Sana (sav) düşmanlık gösterenin akıbeti tıpkı Ebu Leheb gibidir isterse soy olarak Sana yakın olsun. İnsanlar tarafından âlim olarak tanınsın, malı veya mevkiisi yüksek olsun hepsi Ebu Leheb gibi cehenneme girecektir. Ve dahi seni tanımayanın yani “De ki” hitabını görmezden gelenin “O, Allah bir tektir” demesinin dahi anlamı yoktur ve o kâfir de Ebu Leheb gibi cehennem de soluk alacaktır.”


Hiç şüphesiz Kur’an-ı Kerim’den bir kelimeyi dahi inkâr edenin küfründe ittifak vardır. İhlâs Sûresi “De ki” kelimesiyle başlanmakta ve “De ki” lafzını okumadan “O, Allah bir tektir” dememekteyiz. Evet, “Allah bir tektir” demek için bile “De ki” lafzını okumalıyız hâlbuki her insan için anın vacibi Allah’a inanmak ve O’nu tek olarak kabul etmektir. Zaruri bir şey olmadıkça araya başka kelimelerin geçmesi caiz değildir. Kur’an’da zikredilen “De ki” hitabı ise zaruri bir kelimedir. Öyleyse Hz. Muhammed (sav)’in mutlak otoritesine boyun eğmeyenlerin “Allah bir tektir” demelerinin zerre miktarı kadar bile önemi yoktur. Anlaşılıyor ki, Allah’ı tanımak ve birlemenin bile tamama ermesi için Hz. Muhammed (sav)’e mutlak tabiiyet şarttır. Esasen Allah’ın elçisini küçük görenlerin Allah ile alay ettikleri ve onların tevhid iddiasının boş bir iddia olduğu aklen bile sabittir.


Fethullah Gülen, “Küresel Barışa Doğru” eserinin 131. sayfasında: “Kelime-i Tevhid’in; “Muhammed Allah’ın Resûlüdür” kısmını söylemeksizin yalnızca birinci kısmını söyleyen kimselere de rahmet nazarıyla bakılmalıdır” diyerek Hz. Muhammed (sav) tanınmadan da “rahmetin” mümkün olabileceğini iddia etmiştir.Hâlbuki İhlâs Sûresi “De ki” denilmeden “O, Allah birdir” denilmesine izin vermemektedir. Esasen tarih boyunca başta İblis olmak üzere Yahudi ve Hıristiyanlar da Hz. Muhammed (sav)’e teslim olmadan “rahmetin” olabileceği gibi tezviratlarla meşgul olmuşlardır. İbn-i Abbas (ra) Hazretleri şöyle nakl-ediyor: “Allah (cc) buyurdu ki: “Kimi dilersem onu azabıma uğratırım; rahmetim ise her şeyi kuşatır…”[1]ayeti nazil olunca şeytan ileri atılarak “Ben de bir şey olduğuma göre, Allah’ın rahmetinde benim de payım var” dedi. Aynı şekilde Yahudi ve Hıristiyanlar da rahmetten pay iddia etmişlerdir. Fakat yukarıdaki ayetin devamı olarak: “Fakat onu, (kötü-lükten) sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım” ayeti inince şeytan, Allah’ın rahmetinden ümidini kesti. Fa-kat Yahudiler ve Hıristiyanlar: “Biz hem şirkten kaçınıyor hem zekât veriyoruz ve hem de O’nun ayetlerine inanıyoruz” deyince aşağıdaki şu ayet nazil oldu: “Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî Nebî’ye uyanlar… O Resûl’e inanıp ona saygı gösteren, yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nûr’a (Kur’ân’a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.”[2] Bu ayet inince Yahudi ve Hıristiyanlar da Allah (cc)’ın rahmetinden ümitlerini kestiler.” Esasen değil Hz. Muhammed (sav)’i tanımamak O (sav)’nın bir sözünü bile reddetmek, küçük görmek âlimlerin ittifakıyla tıpkı Ebu Leheb gibi ebedi cehen-neme girmeyi gerektirir.


Yine Fethullah Gülen, “De ki: Ey kitap ehli!.. Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim. O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın”[3] ayetinin izahında “Bu ayette ortak söz nedir? Allah’a kulluk. Dikkat edin bu mesajda Muhammedu’r Resulullah yok” diyerek ayetin başındaki “De ki” hitabını yine görmezden gelmiştir. Ayetin başındaki “De ki” hitabından anlıyoruz ki yalnız Allah’a kulluk etmek, başkasını Allah’a ortak koşmamak ve birbirimizi ilahlar edinmemek için Hz. Muhammed (sav)’e boyun eğmek zaruridir.


Mushafta Tebbet Sûresi’nden sonra gelen İhlâs Sûresi eğer “De ki” hitabıyla başlamamış olsaydı, Ebu Leheb’in düşmanlığı bir nevi hafife alınmış olurdu. Ebu Leheb’in hemen ardından Peygamberimizin şanı yükseltilmiş ve Peygamberimizin (sav) diliyle “Allah’ın bir tek olduğu” ilan edilmiştir. Allahü Teâla (cc), Hz. Muhammed (sav)’in şanını yücelttikten sonra kim Hz. Muhammed (sav)’i “en ufak” bir meselede bile hafife alırsa elbette kâfirdir ve onun “La İlahe İllallah” demesinin zerre miktarı bile önemi yoktur.


Allah’ın peygamberlerini sırf insan diye küçümsemek bizzat Allah’ı küçümsemektir. Allah peygamberlerini ancak kendilerine itaat edilsin diye göndermiştir. Nitekim ayet-i kerime’de şöyle buyruluyor: “Biz herhangi bir peygamberi gönderdikse, sadece Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilsin diye gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelip günahlarına mağfiret dileselerdi, peygamber de onların bağışlanması için dua ediverseydi, elbette Allah’ı tevbeleri kabul eden ve merhametli bulacaklardı.”[4]Bazı âlimler bu ayet-i kerime’nin Kitap Ehl-i kâfirlerin “Biz Hz. İsa (as)’a mutlak itaat etmek olduğumuza inanırız siz müslümanlar ise bizi bu inancımızdan dolayı Hz. İsa (as)’ı ilahlaştırmakla suçluyorsunuz hâlbuki siz de Hz. Muhammed (sav)’e mutlak itaat etmekle sorumlu olduğunuzu söylüyorsunuz öyleyse siz de Hz. Muhammed (sav)’i ilahlaştırıyorsunuz” tezviratı üzerine nazil olduğunu söylemektedirler. Hâlbuki bizler Hıris-tiyanlara Hz. İsa (as)’a mutlak itaat etmenin farz olduğu hükmünden dolayı değil bizzat “(haşa) Hz. İsa (as)’ı Allah’ın bir parçası/oğlu olarak gördükleri için” kâfir diyoruz. Herhangi bir müslüman Hz. İsa (as) döneminde yaşasaydı ve Hz. İsa (as) Efendimizi küçük görseydi, sözüyle alay etseydi hiç şüphesiz dinden çıkardı. Bugün dahi Hz. İsa (as) Efendimizi küçük gören, O’nunla dalga geçen kişi kâfirdir. Esasen İhlâs Sûresi’nde “De ki” hitabından sonra “O, Allah bir tektir” ifadesi, Hz. Muhammed (sav)’in de bütün bir âlemin de Allah’tan bir parça olmadığını açık bir şekilde ifade ediyor. Allah’ın “De ki” diye ifade bu-yurduğu kişi, Allah’ın kulu Hz. Muhammed (sav)’dir. Evet, Hz. Muham-med (sav) Allah’ın kuludur, Allah’tan bir parça asla değildir. Hz. Mu-hammed (sav) diğer peygamberler gibi Allah’ın elçisidir ve elçiyi küçük görmek elçiye boyun eğmemek Allah’a boyun eğmemektir.


İhlâs Sûresi’ndeki ayet-i kerime’nin “De ki” diye başlaması ve hemen ardından en büyük itikadi gerçek olan “O, Allah bir tektir”hük-münün gelmesi Hz. Muhammed (sav)’in sözlerinin itikadi meselelerde “temel” belirleyici olduğunu açıkça beyan etmektedir. Bu meyanda recm, Hz. İsa (as)’in nüzulü, kabir azabı gibi meselelerde “Evet, bu konuda bazı hadisler var ama bu hadisler itikadi sahada bir şey ifade etmez. Hadisler itikadi belirleyemez” diyen Mustafa İslamoğlu’nun kelimenin en hafif tabiriyle “yalan” söylediğini söylemek zorundayız. Bütün İslam âlimleri mütevatir hadislerin kesin meşhur hadislerin ise destekleyici olarak itikadi esasları belirleyici olduğunu söylemiştir. Esa-sen mütevatir haberleri reddeden kimsenin ya deli ya da art niyetlidir. Kaldı ki İslamoğlu, hadisin kuvvet derecesini de konuya dâhil etme-mekte“hadisler itikadı belirleyemez” demektedir. O halde Allah, “De ki” diyerek “O, bir tektir” hükmünü zayıflatmış, itikadi esasları belir-leyemeyen“birisine” itikadi esasları tebliğ yükümlülüğü mü vermiş olu-yor? Ebu Leheb ölmedi artık kendini İslam’ın oğlu/akrabası gösteriyor.

Hadislerle beyan edilen itikadi esaslarla ilgili İmam-ı Azam Ebu Hanife (rh.a) Hazretleri aynen şöyle diyor: “Kabirde Münker ve Nekir’in sualleri haktır. Kabirde ruhun cesede iade edilmesi haktır. Bütün kâfirler ve asi mü’minler için kabir sıkıntısı ve azabı haktır. Deccal’in, Ye’cüc ve Me’cüc’ün ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması, Hz. İsa’nın gökten inmesi ve sahih haberlerde bildirilen kıyamet alâmetlerinin hepsi de haktır.”Esasen sadece İmam Azam (rh.a) değil hiçbir alim, hadislerin (teslimiyet) fonksiyonunu tartışmamış ve Hz. Muhammed (sav)’in söz-lerinin“mutlak hakikat” olduğuna inanmışlardır. Zaten inanmayanlar-da ne kadar “âlim” olursa olsun müslüman değillerdir.

[1] Araf Sûresi: 156


[2] Araf Sûresi: 157


[3] Al-i İmran Sûresi: 64


[4] Nisa Sûresi: 64

Derin Bakış