top of page

Düşünüyorum Öyleyse Varım

Akıl ve akli kaideler reddedilince başta bilim olmak üzere her faaliyet hep dipsiz kuyu hem de safsatadan başka bir şey değildir. Zaten günümüzde bilimin amacı da hakikati bulmak değil. Tek amacının bilimsel elitlerin, bilim adıyla insanları sömürmesini sağlamak.

Akıl En Büyük Peygamberdir
Düşünüyorum Öyleyse Varım

Laikliğin kökenlerini araştırdığımız zaman Hristiyanlığa karşı aklın isyanını görmemiz mümkün. Hristiyanlık yapısal olarak akla aykırı bir mahiyet taşır. Özellikle ilah anlayışı saçma olarak nitelenebilir. Çünkü Hz. İsa (as) sonradan olan bir varlıktır ve duyularla bile tespit edilebilecek muhtaçlık özelliklerine sahiptir. Bu sebeple hiçbir akıllı insan, İsa (as)'ın ilahlığını kabul edemez. Hristiyanlık önce Hz. İsa (as)'a ilahlık tanımış daha sonra bu dinin hukuki hükümleri olmadığından mecburen Kilise'ye dolaysıyla papazlara kendinden müstakil hükümler verebilmek gücü vererek adeta papazları ilah olarak ilan etmiştir. Papazların günahları bağışlaması, kanun koyabilmeleri ve bu kötülükleri dine dayandırmaları inanılmaz büyüklükte bir diktatörlüğe sebep olmuştur. Kilise, başta teslis olmak üzere akla ve duyu organlarına aykırı olan hususları dinin akaidi haline getirmiş ve bu saçmalıklara boyun eğmeyen kimseleri şiddetli işkencelerden geçirmiştir. İnsanları akla çağıran kimselere karşı papazlar; "aklın zindanından çık, kalbinin sesini dinle ve aklına aykırı olsa dahi iman et" teraneleriyle cevap vermişlerdir. Bu sözle dahi papazlar, "saçmalık imparatorluğu" kurduklarını adeta ikrar ediyorlardı. Bir inancın doğruluğu üzerinde durmayan "huzur", "mutluluk" ve "vicdan" gibi kavramları sloganlaştıran ve dinlerini aforizmalar üzerine bina eden Kilise çok geçmeden huzursuzluğun, endişenin, çilenin ve merhametsizliğin merkezi haline gelmiştir. Oysa iman; tasavvurların (kesin bilgilerin) tasdikinden başka bir şey olamaz. Kısaca aklın bildiğini gönlün tasdik etmesine iman denilir. Akla aykırı bir şey ise kesinlikle yanlıştır ve yanlışı ne olursa olsun savunmak erdem değil saçmalık ve hakikate ihanettir. Tasavvurumuzda (kesin bilgilerimizle) Hz. İsa (as) sonradan olan bir varlıktır. Esasen oğul kelimesinde bile bu incelik mevcuttur. Daha sonra Hz. İsa (as) her açıdan muhtaç bir varlıktır… Yemek yemektedir, etrafı ihtiyaçlarla çevrilidir… Esasen Hrıstiyan inancına göre kendisi ölmüştür ki ölü birisinin veya ölecek birisinin zorunlu varlık olması mümkün olamaz. Hz. İsa(as)’ın ilah olduğunu tasdik etmek bir yalanı tasdik etmektir ki bu bir iman değil aksine tasavvurun inkârıdır. Batı'da laikliği savunanların gerekçesi Kilise otoritesine isyan etmeleridir lakin Kiliseye isyan aklın yoluna girmelerine sebep olmamış hakikat insanların bir kısmının ilahlaşmasına vesile olmuştur. Otorite artık Kilise'de değildi ama Tanrı'da da değildi otorite artık uyanıklıkları, servetleri ve bilgileri ile ön plana çıkmış olan insanlardaydı.




Laiklik veya bilimcilik akımları kilise sultasından kurtulduktan sonra ilk yaptıkları iş hükümleri objektif doğru ve mutlak olan aklın sultasını da reddetmek oldu. Kilise sezgi gibi ne olduğu belli olmayan asla objektif gerçeğe dayanmayan bir kavramla insanların hayatını zindana çevirirken laiklerde dünyadaki varlıklar yani mümkün varlıkları zorunlu varlık olarak değerlendirerek aklın muhkem kaidelerine sırt çevirmişlerdir. Deneysel akımı mutlaklaştıran bilimcilik akımı, aklın kesinlikle var dediği zorunlu ve imkansız varlıkları reddetmiş ve deneylerle ispatlanamadığı sürece zorunlu varlığı reddetme kararı almıştır. Oysa aklın kaidelerinin deneylerle ispatlanmaya ihtiyacı yoktur, onlar bedihi gerçeklerdir ki deneyler bile aklın muhkem kaidelerine muhtaçtır. Mesela 2+2=4 kaidesi akli bir kaidedir buna aykırı bir deneysel faaliyet baştan yanlıştır. Kaldı ki zorunlu varlık yoksa aslında hiçbir şeyin olması mümkün değildir ki deneysel akıma mensup olanların şüphecilik hastalığından kurtulmaları da mümkün değildir. Aslında bilim faaliyetinin de nihayetinde akıl ile yapılacağı ve aklı terk eden her faaliyetin netice de safsataya kurban gideceği hakikati görmezden gelinmektedir. Zira deneysel bilgi, hiçbir zaman akli zaruret seviyesine çıkamayacağından şüphecilik genel geçer kabul olmuş ve en nihayetinde safsatada buluşmuştur.



Bilimadamları gözlemlenebilir maddeyi bile “karanlık madde”, “higs bozonu”, “güçlü nükleer madde” gibi ne olduğu belirsiz kavramlarla açıklamak (açıklamaya çalışmak) zorunda kalmışlardır. Aklı bir kenara bıraktığınız zaman mümkün varlıklar, seyyal olduğundan aslında mutlak bir açıklamaya da tabi tutulamazlar. Oysa akıl, daha en baştan “bir şey varsa onu var eden de olmalıdır” cümlesini kurar ve maddenin bir başlangıcı olduğunu, bölünebilen parçaların bölünmesiyle sonuçta karşımıza "hiç" kavramının çıkacağını, "hiç"in bir şey yapma/yaratma gücü olmadığından mutlaka bir zorunlu varlığın varlığı olduğu sonucuna oturduğu yerden bile varır. İşin bilimsel olarak daha vahimi de şu… Bir şeyin varlığı kendisi gibi var olmak için muhtaç bir şeye bağlı ise ve bu muhtaçlık sonsuza kadar gitmeye aday ise aslında o şey yoktur. Aklın kaideleri bir kenara atılırsa bilimsel faaliyette bulunmakta mümkün değildir. Stephan Hawking, "hiçin varlığı var ettiği kanıtlanmıştır" cümlesini kurar. Hiç ne zaman deneye tabi tutulmuştur ve hiç ne zaman var olmuştur ki var olan bir şeyi var etmiştir. Aklı bir kenara atarsanız bilimcilik akımı dahi delilik ile eşit olur.



Deney ve gözleme konu olan mümkün varlık; varlığı ve yokluğu eşit seviyede olan var olması için bir var ediciye muhtaç olan bir varlık olduğundan salt kendi ekseninde değerlendirildiğinde yokluk ve varlık sarkacında durmaya mahkum. Bir maddenin sonsuza kadar bölünmesi sonucunda elimizde sıfır sayısı kalır. Yani hiç… Hayallerimizde oluşan bu hiçin gerçekte ve realitede olmadığını da görüyoruz. Zira var olan vardır ve onu zorunlu varlık var etmiştir. Eğer maddenin bölünemeyen bir özü olmasaydı hem madde olmaz hem de onu var eden zorunlu varlık olmazdı. Zorunlu varlığı ve imkansız durumları inkar eden birisi inanılmaz bir çıkmazın içerisindedir. Bir yandan var dediği maddenin hayalen bile olsa yok olduğunu teslim etmek zorunda diğer taraftan maddenin varlığını kabul ediyorsa ona zorunluluklar yüklemek mecburiyetinde. İşte bu sebeple başta İmam Gazali olmak üzere “avamın tevhidi La İlahe İllallah, havasın tevhidi ise La mevcude İllalah’tır” mealindeki sözü korkunç bir safsatadan ibarettir. Nihayetinde mevcut yoksa gördüğümüz her şey zorunlu varlığın bir parçası olur ki mümkünlere zorunlu diyen bir kimseye deli demek bile lükstür. Aslında insan için hakikate ulaşmanın ilk adımı “eşyanın hakikati mevcuttur” hakikatine teslim olmaktır. Bu sebeple avam olsun havas olsun herkesin tevhidi La İlahe İllallah sözüdür. La mevcude İlllallah sözü eğer mecaz değil de hakikat olarak kabul edilirse büyük bir safsatadan başka anlamı olmayan boş sözlerdendir ki mevcudu olmayan ve La mevcude İllallah diyen kişinin sözünü dikkate almaya bile gerek yoktur.


Akıl ve akli kaideler reddedilince başta bilim olmak üzere her faaliyet hep dipsiz kuyu hem de safsatadan başka bir şey değildir. Zaten günümüzde bilimin amacı da hakikati bulmak değil. Tek amacının bilimsel elitlerin, bilim adıyla insanları sömürmesini sağlamak. Akli bilgiyi reddeden bilim adamlarının tüm bilgileri zandan başka bir şey olamaz. Zaten mümkünlerin bilgisi asla kesinlik ifade edemez. Bu duruma rağmen bilim adamları; “bilimin sultasına velevki akla aykırı olsun boyun eğmelisiniz” çağrısı yapıyor ve bu çağrının hayat bulması için kendileri gibi akılsız devlet adamlarını insanların üzerine salmakta.


Aklın kaidelerini bir kenara atarsanız kendi benliğinizden bile emin olamazsınız, hayvan ve bitkilerde bile olan varlık şuurunu kaybedersiniz. Bu sebeple meşhur filozof Descartes; “Düşünüyorum (idrak ediyorum), öyleyse varım” demiş ama “kendimi görüyorum öyleyse varım” dememiştir. Çünkü her şeyin hayal ve vehim olduğunu düşünseniz bile en nihayetinde düşünmektesiniz. Akıl ilk bilgi olan varlık şuurunu bize kazandırır. Esasen akıl yürütme üzerine kurulu bilgi, insani bilgi kaynaklarının en üstününü ifade eder ve kesinlikle kesinlik arzeder. Bu kesinliği gözardı ederseniz geriye kalan hiçbir bilgi kesin bir mahiyet arzetmez, edemez.

Comentários


bottom of page