Ara

Dönüş ve arayış

Cihan Aktaş’ın Unutulmayan’ı kendisiyle dertleşen kadınların hayatına misafir ediyor. İz Yayıncılık etiketiyle okurla buluşan kitap bizi dönüş ve arayış üzerine düşünmeye davet ediyor.

Aklımdan çıkmayan bir sahne: Yıl muhtemelen 1992. Yoğun bir kar yağışı var. Bursa’nın Maksem semtinden Şehreküstü’ye gitmeye çalışıyoruz. Annemin elini sıkı sıkı tutmuşum. Bir yandan oynuyor, bir yandan yürüyoruz. Bastığımız kar değil, sanki pamuk. Peki o gün yeniden gelir mi?

Pencereden izlediğim karla karışık yağmurun beni 26 yıl önceye götürmesinin nedeni, elimdeki kitap. Cihan Aktaş’ın 11 öyküden oluşan Unutulmayan isimli kitabı. 240 sayfalık bu kitabın beni yolculuğa çıkarmasının nedeni ise Aktaş’ın kadınlarının verdiği ilhamla ilgili olabilir.

Kitapta yer alan Aktaş’ın öykülerinin çoğunda, kendisiyle dertleşen kadınlar okurun gözüne çarpıyor. İçini döken, yaşadıklarıyla yüzleşen bu kadınların başka ortak yönleri de var. Hemen hepsi, baba evine, ana yurduna dönmenin sıkıntılarını- rahatlığını taşıyor ve bir arayışın içinden çıkmaya çalışıyor. Bu bazen küçük kentin kendi halinde bir köyünde, bazen de yıllar sonra geri döndüğü sokakta oluyor. Peki ya “dönmek” aslında ne demek? Yıllarca süren maceraları, yolculukları, belki sorunları aşıp bir masa kurmak için doğduğun yere geri gelmek... Peki arayışımızın sonucu burada bulur muyuz?

İtiraf etmeliyim ki, ben kitabı okurken öykülerin sırasını biraz değiştirdim. İlk üç öyküden sonra Pasajın Sesleri’ni okudum. Sonra yeniden geri döndüm. Bazı öyküleri yeniden yeniden okudum. Farklı sayfaları karşılaştırdım. Belki de bu nedenle Aktaş’ın kitabında özellikle üç öykü benim zihnimde uzun süre kapanmayacak ve kendine yeni sonlar geliştirecek gibi duruyor.


Bunların ilki, Köyün En Güzel Evi. Büyük evin, küçük kardeşi Bahtiyar’ın çocukluğu ve bugünü, köyün en gözde evinin yaşadığı çöküş, yıllardır açılmamış bir vitrinin içinde kurtlanan ikramlıklar... Annesi gibi bir sofra kurmaya, kızartmalar yapmaya, evi ‘eski’ haline getirmeye çalışan kadın, geride kalan bir mutluluğu gün yüzüne çıkarmak için son bir çırpınış içinde.

İÇ DÜNYAMIZA BİR BAKIŞ

Bahsetmeden geçilmeyecek diğer bir öykü ise Büyüsü Eksik Bir Orman Masalı. İlknur Daşdemir’e armağan edilmiş bu öykü okura, ‘unutulmayan’ bir geçmişi hatırlatıyor, üzülerek. 28 Şubat’ın en alevli günlerinde ormana terk edilmiş, atılmış bir kızı dinliyoruz Aktaş’tan. Yazar kendisini bu gencecik kızların yerine koyup, tüm yaşananlara bir anlam katmaya çalışıyor. O günlerden dışında, kendi iç savaşımıza geri döndürmeyi de başarıyor bence. Kendi iç konuşmamıza da... Son olarak ekleyelim, Bir Aile Yemeği öyküsü yıkanan bulaşıkları, hazırlanan sofrayı, karıştırılan albümü ile tam da hayatımızın içinden bir sahne gibi. Ama yolunda gitmeyen anlarıyla.

Bu üç öykü gibi diğerleri de bize ‘unutulmayan’ bir şeyler gösteriyor hatta rahatsız ediyor. Neden? Kendisiyle dertleşen, içine yönelen bu insanlar hatıraların hayatımızın tümüne nasıl bir etki gösterdiğinin kanıtı gibi. Belki de bu nedenle okuduktan sonra da kolay kolay rafa kaldırılamayacak bir kitap Unutulmayan. Biraz Pakize’den, biraz Bahtiyar’dan izler bırakacak.

Merve Akbaş

Yeni Şafak



Derin Bakış