Ara

Cehenneme giden ‘yol’a iyilik döşemek...

Cormac McCarthy, Pulitzer Ödüllü romanı ‘Yol’da, kıyametin hemen ardından ortaya çıkacak hiçliğin ortasına bir adam ve oğlunu koyuyor. Hareket etmezlerse öleceklerini bilen baba, dünyada kötülükten başka bir şey kalmamış olsa da son ana kadar oğluna iyiliği öğretmeye çalışıyor.


Erhan Tekten

Hürriyet Gazetesi

Bilimkurgu edebiyatı var olmaya başladığı ilk günlerden beri insanlığın sonunun nasıl olacağı konusunu es geçemezdi. Bilimkurgu, doğası gereği Jules Verne, H. G. Wells, Yevgeniy Zamyatin, Aldous Huxley gibi büyük yazarlarla başlayan sürecinde binlerce yıldır insanların aklını meşgul eden sorunun bir numaralı muhatabı da oldu zaten. Her an gelişen teknoloji, mevcut bilimsel buluşlar ve yeni bulunacak olanlarla bilimkurgu yazarlarının hayal gücü birleşince ortaya binlerce kıyamet senaryosu çıktı. İnsanlığın sonunu ne getirecekti? Ünlü edebiyat eleştirmeni Harold Bloom’un, neslinin en iyi dört Amerikan romancısından biri olarak tanımladığı Cormac McCarthyde romanı ‘Yol’da, bilimkurgu yazarı olmamasına rağmen türün referanslarını kullanarak kıyametin hemen ardından ortaya çıkacak hiçliğin Amerika’sına bir adam ve oğlunu koyuyor. McCarthy, 2007 yılında Pulitzer Ödülü de alan kitabında, Amerika’yı ve de muhtemelen tüm dünyayı çorak bir araziye çeviren felaketin ardından ikilinin ‘Güney’e doğru çıktıkları yolculuğu merkeze alıyor. Yazarın isimlerini hiç zikretmediği baba ve oğlu, güzergâhları boyunca kurtardıkları birkaç eşya ile dolu, dikiz aynası taktıkları alışveriş arabasını iterek ilerliyor. Konserve yiyecekler ya da geceyi geçirecekleri güvenli bir yer bulmak umuduyla terk edilmiş evlere tüm tehlikelerine rağmen girip çıkıyorlar. Ama yine de külle kaplanmış yeryüzünde çoğunlukla brandalara sığınıp, soğuk yağmur ya da karın altında ve karınları aç uyuyorlar. ‘Yol’ özellikle karanlık, güneşsiz grilik, kaotik, korkunç, kültür ve medeniyetten soyutlanmış bir dünyada hayatta kalmak isteyenlerin yol almaları gerektiğini vurguluyor.



McCarthy kitabında felakete neyin sebep olduğunu belirtmezken, sadece nükleer bir facianın yaşanmış olabileceğinin ipuçlarını veriyor. Yazar, kıyameti, İsrafil’in ‘Sur’u üflemesini bekleyemeyen açgözlü kapitalist sistemin getireceğini belirtiyor ve sonucunda dünyadaki en son insana kadar neler olabileceğinin araştırmasına girişiyor. Kısacası, artık üretim ya da tarım yok ve dünya ölüyor, bu nedenle geriye kalanların tümü kapitalizmin artıklarını hızla tüketiyor. Baba eski bir meşrubat makinesinin içinde bulduğu belki de dünyadaki son Coca Cola’yı törensel bir duyarlılıkla, tadını değil ama adını bilen çocuğuna içiriyor. Amerikan Rüyası’nın sonu... Kan ve ateş dışındaki tek rengin gri olduğu bu topraklarda belki de tüm dünyada ölümün en yakın şekli kendi bebeklerini yiyebilen yamyama dönüşmüş insanlar. Homosapiens kendini yok ediyor. ‘Yol’ bu kirli, paslı dünyada hayatta kalma mücadelesi olarak başlıyor ama her adımda da dünyada kalan tüm kötülüklere rağmen adamın çocuğuna iyiliği öğretme çabasına dönüşüyor. Üstelik belki yarın, belki yarından da yakın bir anda ölecek bu baba-oğul...


McCarthy, nesri, hikâyeyi anlatmak için bir araç olarak kullanmak yerine hikâyenin bir parçası haline getiriyor. Karakterlerin konuşmaları ve hikâyenin anlatımı sayfada aynı cümle dizilimiyle görünüyor. Yazar diyalogları tırnak işaretsiz olarak metnin içine yedirirken karakterlerin karşılaştıkları durumların netliğini vurguluyor aslında. Yazar, ana karakterlerine isim vermeyerek de okuyucunun karakterlerin yerlerini daha kolay almasını sağlıyor. ‘Yol’u okumalısınız! Yaşadığımız yüzyılın başyapıtlarından biri. Hem bir gün aynı durumda kalmayacağımızın da garantisi yok. Belki roman biraz ‘Yol’ göstericimiz olacaktır.

Derin Bakış