Ara

Bir Gözağrısı'na yakından bakmak

“Herkesin edebiyat sofrasından bir nasibi, alacağı bir azığı olmalı. Çok sert, çok hoyrat, yer yer çok kaba saba ilişkilerle dolu bir dünyada yaşıyoruz. Bunu değiştirebilecek, daha insanî diyebileceğimiz bir kıvama taşıyabilecek olan şeylerden biri edebiyat.


Suavi Kemal Yazgıç

medium.com

Bir kelimeye ne kadar yakından bakabiliriz? Bu soru elbette bir dilbilimcinin yahut etimologun cevaplayabileceği türden değil. Onların disiplini, metodolojisi, terminolojisi böyle sorular sormaya ve cevaplar aramaya imkân vermez. Peki, bu soru kime yöneltilebilir? Tabii ki bir edebiyatçıya. Çünkü kelimelere sözlüklerdeki halleriyle değil cümlelerdeki kullanımlarıyla yaklaşabiliriz. Ancak o zaman bir kelime “beşeri haller festivalinin” bir parçası haline gelebilir. Kelimeler, cümlelerin içindeyken tek tek insanların da, kelimenin dâhil olduğu dili konuşanların da, metinde anlatılanların ve metni okuyanların da aynasıdır.



Gözağrısı, Gökhan Özcan’ın yeni kitabı. Hiçbişey, Ruh Yordamı, Serçe Parmağı gibi kitaplara imza atan, çocuk edebiyatıyla da ilgilenen Gökhan Özcan’ın gazete ve dergi sayfalarında kitaplaşmayı bekleyen yazıları ise bir kütüphane hacmine ulaşmış durumda. Biz şimdilik kitaplaşmayı bekleyen metinlerini bir kenara bırakıp dikkatimizi Gözağrı’sına yoğunlaştıralım. “Hayatımız kelimelerimiz kadardır aslında, ne bir eksiği vardır ne bir fazlası” diyen Gökhan Özcan, kelimelerle hayatımız tahkim ederken, hayatla da kelimeleri tahkim edebileceğimizi gösteriyor bize.

Gökhan Özcan, yazdıkça kelimelere yaklaşan, kelimelere yaklaştıkça da insana yaklaşan bir yazar. O kendini kelime aynasından tanımaya çalıştıkça okuruna da benzer bir ayna kazandırıyor. Kelimeler, bu yönleriyle “Ölçülebilir Olmayan Şeyler”dir. Kelimelerin ölçülebilmesi, aynı zamanda ayna olma vasfını yitirmesidir. Zira sözlükler, kelimelerin anlık fotoğraflarıdır. Hatta sözlüklerde yer alan anlamların bir otopsi raporuna benzer yönleri vardır. Elbette kelimeler yaşamaya devam eder. Ancak onları hayatın içinden koparmadıkça anlamlı bir sözlük inşası mümkün değildir. Edebiyat ise sözlüklere sığmayan canlarıyla ve canlılıklarıyla kelimelerle karşılaşmamızı sağlar. Edebi bir metni okurken kelimeleri “ağrılarıyla” tecrübe ederiz. Kitabın isminin “Gözağrısı” olması elbette bu sebeple anlamlıdır. “Biraz sonra patlayacak sabun köpüğü gibi yaşayıp gidiyoruz.” cümlesini ancak edebi bir metinde bulabiliriz çünkü.

Gündemin dönüştürüp içini boşalttığı kavramların yerine tenhalarda biraz bakımsız olsa da sahici kalmış kelimelere yaklaşmayı deniyor Gökhan Özcan. Bir avcı yahut belgeselci gibi değil muhabbet için yaklaşıyor kelimelere. Beşeri bir tınıyı duyabileceği, hissedebileceği kadar yaklaşıp kendi sesinin de dâhil olduğu o tınıyı hissetmeye çalışıyor. Kendisine angaje olmamızı bekleyen gündemin dışında söyleyecek sözü olan yazarlardan biri. Kendi adıma gündeme angaje olmadan kendi belirlediği gündemle yazan erbabı kalemin hayatımıza katkısının çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bence gündeme indirgenen okuma ve yazma eylemi ister istemez bir gün körleşmeye mahkûmdur.

Sözü Gökhan Özcan ile bağlayalım. Gözağrısı’nın esbabı mucibesi bence bu cümleden okunabilir: “Herkesin edebiyat sofrasından bir nasibi, alacağı bir azığı olmalı. Çok sert, çok hoyrat, yer yer çok kaba saba ilişkilerle dolu bir dünyada yaşıyoruz. Bunu değiştirebilecek, daha insanî diyebileceğimiz bir kıvama taşıyabilecek olan şeylerden biri edebiyat. Sözün gücünü, zenginleştirici, derinleştirici etkisini kaybettik farkında olmadan. Sözü geri kazanmalıyız. Buradan bakınca yazma uğraşının kendisini de, bütün dil ve üsluplarıyla edebiyatı da çok hayati bir ihtiyaç olarak görmek gerekiyor. Her yazar kendi gönlü genişliği ölçüsünde kendinden bazı tatlar, lezzetler koyabilmeli o sofraya. Bütün yazarların ve şairlerin gayreti bunun için biraz da. Benim yapmaya çalıştığım şey de âcizane bu.”

Derin Bakış