Ara

Bilinmez bir boşlukta, sonsuz bir yolculuk

Çek yazar Jaroslav Kalfar’ın ilk romanı “Bir Astronotun Sonsuz Yolculuğu”, Çekya’daki patates tarlasından uzaya fırlatılan Çek kozmonot Jakub Prochazka’nınuzay maceraları üzerine.



A. Nida Dimçtürk

Milliyet Gazetesi

İnsanların hayatı çoğunlukla sorgulamayarak geçiyor. Gözümüzün önündeki, hatta hayatımızın gerçeği durumundaki birçok detayı sorgulamıyoruz. Çok basit detaylar bunlar aslında. İçtiğimiz su, her sabah karşılaştığımız gökyüzünün rengi, bastığımız toprak, Dünya’nın asılı kaldığı boşluk. O boşluk, uzay boşluğu... Biraz hacmini düşünmeye başladığınızda aklınızı kaçıracağınızı sandığınız bir sonsuzluk, tahayyül edilemezlik.



Biz dünyalılar bu sonsuz boşluğun düşüncesine bile tahammül edemezken bu boşlukla yüzleşenlerin hissettiklerine ne demeli? Çocukken edindiğim en ilginç bilgilerden biri, uzaya gönderilen ilk canlının Layka isimli bir köpek olduğuydu. O zaman çocuk aklımla küçük bir mekik içindeki bu yalnız ve etrafında ne olup bittiğinin farkında olmayan köpeği düşünüp empati kurarak ilk kez sonsuz uzay boşluğu fikriyle ürpermiştim. Sonsuza dek sürecek bir düşüş, bir gidiş düşünmeye çalışmak delirmekle eş değer. Çek yazar Jaroslav Kalfar, tam da bu hislere tercüman bir romanla karşımızda: “Bir Astronotun Sonsuz Yolculuğu”. Kitap,

Kalfar’ın ilk romanı ve genel bir bakışla bilimkurgu olarak değerlendirilecek olsa da aslında çok dramatik bilimkurgu eserlerinden biri olduğunu not etmek gerekir.

Kitap ayrıca, Arthur C. Clarke Ödülü En İyi Bilimkurgu Romanı Adayı. Ulusal bir kahraman Hikaye, Çek kozmonot Jakub Prochazka’nın JanHus1 Uzay Mekiği ile devlete ait bir patates tarlasından uzaya fırlatılmasıyla başlıyor. Samanyolu’na giren bir kuyrukluyıldız nedeniyle Venüs’le Dünya arasında bir toz bulutu oluşmuş ve bu bulut Dünya’da gecelerin mor renge dönmesine neden olmuştur.

Bu fantastik değişikliğe sebep olan ve Dünya’da Chopra adıyla anılan toz bulutunu keşfetmek için ise Çekya harekete geçer. Çekya ve uzay. Aslında bir arada anmaya pek de alışkın olmadığımız bir ikili. Fakat Kalfar sadece bu girizgâhla bile, adeta Layka’nın uzaya fırlatıldığı- Soğuk Savaş yıllarında uzaya gitme meselesini bir futbol maçına çevirmiş olan Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri’nin telaşını ti’ye alıyor. Uzay konusunda bu iki ülke kadar tecrübesi olmayan Çekya’nın herkesten önce davranarak uzaya bir araç göndermesi, ona adeta devletler liginde öne geçmişçesine özgüven veriyor.

Hal böyle olunca Jakub’un ulusal bir kahraman ilan edilmesi de çok sürmüyor. Kitap kapağında ne var? Kitabın kapağında, Jaroslav Kalfar’ın Milan Kundera ve Franz Kafka’nın izinden gittiğine dair yorumu okuyunca bir kez daha kapağı incelemek, gördüğünüz çizimin gerçekten bir astronot figürü olup olmadığından emin olmak istiyorsunuz.

Sırf bu yorum bile, “Bir Astronotun Sonsuz Yolculuğu”nu okumaya başlamak için heyecan verici. Nitekim hikaye akmaya başladığında ve JanHus1’in içinde Jakub’la baş başa kaldığınızda, neden Kundera ve Kafka’nın anıldığını çok iyi anlıyorsunuz. Jakub’un bazen yüksek sesle bazen de sadece kafasının içinden yaptığı konuşmalar, hakkı teslim edilmesi gereken bir karakter çözümlemesi örneği sunuyor. Böylece Jakub’un kafasının içine giriyor; kaygıları, heyecanları, travmaları ve rutinlerini içselleştiriyor, bir noktadan sonra karakterin vereceği tepkileri dahi tahmin etmeye başlıyorsunuz.

Kalfar’ın böylesine sıkı sıkıya bir karakter yaratıyor olması ve zeminini sımsıkı örülmüş bir geçmişle sağlamlaştırması, adını ustalarla beraber anmanın hiç de ayıp olmayacağını ispatlıyor. Nutella ile imtihan Jaroslav Kalfar, Jakub karakterine dair yaptığı derinlemesine yolculukla birlikte kitapta Çekya’nın tarihine, Jakub’un kişisel tarihinin bu tarihten nasıl etkilendiğine, Jakub’un bir ulusal kahramana dönüşmesine, haliyle bir kahramanın sıkıcı ve buhranlı yolculuğuna ve Çekya’nın bir devlet olarak uzay meselesine yaklaşımına kadar birçok konuyu ortaya döküyor. Yazar, bize sadece bir bilimkurgu öykü anlatmakla kalmıyor, bizi yarattığı karakterin yanı sıra bir ulusun karakteri içinde bir yolculuğa davet ediyor. Yaşadıkları Kalfar’ın hayatını nasıl şekillendirdiyse, komünizim yıllarının ve Kadife Devrim’in de Çekya’nın karakterini nasıl şekillendirdiğini tarif ediyor.

Jakub’un sorgulamalarla dolu yolculuğu daha yeni başlamışken mekiğin içinde bir yaratıkla karşılaşması okura da daha yolun başında, Jakub’un da kendi ifadesiyle “İyice kayışı kopardı” dedirtiyor. Söz konusu uzay olunca, gördüğüne dahi inanmamak en doğal tepkimiz.

Haliyle, mekiğin içindeki yaratığın varlığına da Jakub gibi inanmamayı tercih ediyoruz. Gelgelelim yaratık çok

geçmeden gerçekliğini kabul ettiriyor ve kendisiyle tanışıp adının Hanus olduğunu öğreniyor, hatta bu şeye sempati bile beslemeye başlıyoruz. Hanus, şimdiye dek yaratılmış en eğlenceli uzaylı figürlerinden biri. Jakub için söz konusu olan karakter yaratım başarısı, Hanus için de geçerli. Öyle ki Hanus, Jakub’un eve dönüş yolculuğunu da şekillendirecek bir karaktere dönüşüyor. Ayrıca, Nutella sever bir uzaylı figürü, şimdiye dek kimin aklına gelmişti ki? 

Derin Bakış