Bilim ve Ekonomi Biliminin Yeri

Bilimin amacı gerçeğin bir modelinin ortaya konulmasıdır. Gerçek değişebilir mi? Fizik ve doğa bilimlerde gerçek değişmez ama insanların gerçek hakkındaki eksik bilgileri değişebilir. Mesela Einstein evrenin sabit olduğunu düşünmüş ve buna göre bir teori geliştirmişti. Edwin Hubble teleskopla yaptığı ayrıntılı incelemeler sonucu yıldızların dünyadan çok ağır bir tempoyla uzaklaştığını gözlemleyince evrenin genişlediği (evrensel enflasyon) görüşünü ortaya attı. Einstein bunu öğrendiğinde sabit evren teorisinin yaşamının en büyük hatası olduğunu itiraf etti. Gerçeğin değişimi bazen bizim gerçeği tam olarak tanımlayamamamızdan değil gerçeğin değişmesinden kaynaklanır.


Mahfi Eğilmez (Kitapları)

Kendime Yazılar


Bilim kelimesi (science) Latince bilgi anlamına gelen scienta sözcüğünden türemiştir. Bilim, evren ile ya da evrendeki varlık ve olaylarla ilgili bilgilerden yola çıkarak evrene veya bu varlık ve olaylara deneyle doğrulanabilir açıklamalar getirme çabası olarak tanımlanabilir. Bilimin bu noktada üç önemli özelliğinden söz edebiliriz: (1) Bilgi, (2) Deneyle doğrulama, (3) Açıklama çabası.



Bilim başlıca iki alana ayrılır: (1) Doğa bilimleri ya da fizik bilimler (evren ve doğa üzerindeki çalışmaları kapsar), (2) Sosyal bilimler (insan ve toplum davranışları üzerine yapılan çalışmaları kapsar.)

Ekonomi bilimi, insanın doğa, insanın insan, insanın toplum ve insanın mal ve hizmet ile olan ilişkilerini konu alır. İnsanın doğa ile ilişkisi kendisini üretimde gösterir. İnsanın insan ile ilişkisi kendisini ticaret gibi ya da mali hizmetler gibi alanlarda gösterir. İnsanın toplumla ilişkisi kendisini örneğin çalışma yaşamında gösterir. İnsanın mal ve hizmet ile olan ilişkisi de örneğin tüketim, yatırım gibi alanlarda ortaya çıkar. Ekonomi bilimi insan ve toplum davranışları üzerine kurulu bir bilim olduğu için sosyal bilimler arasında kabul edilir.

Bilimin amacı gerçeğin bir modelinin ortaya konulmasıdır. Buradaki kritik soru şudur: Ortada bir gerçek varken bunun modelini niçin ortaya koymaya çalışırız? Gerçeği bir model çerçevesinde ortaya koymamızın iki nedeni var: (1) Gerçeğin karmaşık görüntüsünü soyutlamalarla basitleştirip anlaşılırlığını kolaylaştırmak, (2) Her defasında karşımıza çıkan olayı yeniden anlayıp açıklamaya çalışmak yerine elimizdeki modele bakarak çözümlemeye gitmek.



Ekonomi bilimi bir sosyal bilim olduğu ve insan ve toplum temelli olaylarla ilgilendiği için yukarıda saydığımız aşamalardan (4) numaralı olanında yer alan deneylerin yapılmasına olanak yoktur. Örneğin ‘bir malın fiyatı arttığında o mala yönelik talep azalır’ önermesini yaptığımızda bunu laboratuvarda deneyle test etmemiz söz konusu değildir. O nedenle sosyal bilimlerde ve dolayısıyla ekonomide deneylerin yerini gözlemler alır. Eldeki verileri inceleyerek fiyat arttığında talepte düşme olduğunu birçok mal ve birçok yerde gözlemlediğimiz zaman bu gözlemler bize doğa bilimlerindeki (örneğin kimya laboratuvarındaki) deneyler kadar güvenilir sonuçları vermiş olur.

Merak; araştırma ve öğrenmeye yönelik bir davranış biçimidir. İnanç; bir kişiye, bir şeye, herhangi bir öğreti ya da görüşe duyulan ve kanıta dayalı olması gerekmeyen inanıştır. İnanç, tartışmasız kabulle, bilim merak, kuşku ve tartışmayla başlar. Tartışmasız kabuller, ön yargılar, merakın ya da merak edilenin araştırılmasının önünü keser ve araştıranı yanlış yollara sevk eder. Herhangi bir konuda analize başlamadan önce bilinmesi gereken ilk konu budur: Bir analize girişirken her türlü ön yargıdan, tartışmasız kabulden ve dolayısıyla inançtan sıyrılmak gerekir. Bunu başarabilmek ne yazık ki burada yazmak kadar kolay değildir. Hepimizin birçok tartışmasız kabulü, inancı, saplanıp kaldığımız ön yargılarımız var. Bunlar, bazen gerçekleri görmemize, bazen de gördüğümüz gerçeği kabul etmemize engel olabilir.



Çoğu kez bir çalışmaya, bir araştırmaya başlarken nasıl bir beklenti içinde olduğumuzu düşünerek başlarız. Bu tür bir beklenti ya da öngörü, bir çalışmanın neredeyse olmazsa olmaz koşuludur. Buna karşılık bu beklentiyi çalışmaya başladığımız aşamadan ileriye götürmememiz gerekir. Çünkü o zaman Sherlock Holmes’in dediği sorun çıkar karşımıza: “Bir kişinin verilere dayanmadan teori oluşturması en büyük hatadır. Böyle bir hata, teoriyi gerçeklere uydurmaya çalışmak yerine teoriye uyması için gerçekleri eğip bükmeye iter kişiyi.” Bu tıpkı, düşlerimizde gördüklerimizi gerçek yaşamda aynen tekrarlamaya çalışmamız gibi çoğu kez anlamsız, hatta yanlış işlere yönelmemize neden olacak bir yere götürür bizi.

Bilimin amacı gerçeğin bir modelinin ortaya konulmasıdır. Gerçek değişebilir mi? Fizik ve doğa bilimlerde gerçek değişmez ama insanların gerçek hakkındaki eksik bilgileri değişebilir. Mesela Einstein evrenin sabit olduğunu düşünmüş ve buna göre bir teori geliştirmişti. Edwin Hubble teleskopla yaptığı ayrıntılı incelemeler sonucu yıldızların dünyadan çok ağır bir tempoyla uzaklaştığını gözlemleyince evrenin genişlediği (evrensel enflasyon) görüşünü ortaya attı. Einstein bunu öğrendiğinde sabit evren teorisinin yaşamının en büyük hatası olduğunu itiraf etti. Gerçeğin değişimi bazen bizim gerçeği tam olarak tanımlayamamamızdan değil gerçeğin değişmesinden kaynaklanır. Bu daha çok sosyal bilimlerde ortaya çıkar. Çünkü sosyal bilimler insanla uğraşır. İnsan, zamana, modaya, algılara, beklentilere göre değişebilir. Bir zamanlar kolesterol yapıyor diye gözden düşen yumurta tüketimi bu iddianın aslı olmadığı öne sürülünce yeniden artabilir. Japonya’da insanlar ellerine geçen gelirin yüzde 40’ını tasarruf ederken Amerikalılar sadece yüzde 20’sini tasarruf ediyor olabilirler. Kültür farkları, yetişme tarzları, adetler, gelenekler, moda insanları farklı kılar. Bu farklılıklar birçok konuda evrensel teoriler geliştirilmesini engeller[i].

Bütün bunlardan çıkan sonuç ekonominin arz yasası, talep yasası gibi bazı konularda evrensel olmasına karşılık tüketim eğilimi, tasarruf eğilimi gibi bazı konularda yerel olduğu sonucudur. O nedenle çoğunlukla ABD, İngiltere, Almanya gibi gelişmiş ekonomilerde geliştirilmiş ekonomi teorilerinin bizim gibi ülkelerde bire bir uygulanması mümkün değildir. Örneğin sürprizlere yer olmamasını savunan rasyonel beklentiler teorisi bizim gibi sürekli sürprizlere açık bir ekonomide yerini siyasetten sürekli irrasyonel kararlar ve uygulamalar beklemek biçiminde formüle edilebilecek bir “irrasyonel beklentiler teorisine” bırakır. Buna karşılık bu irrasyonel yaklaşımlar süreklilik kazanırsa insanlar onları da rasyonalize edeceği için (yani sürekli irrasyonal adımlar beklemeye alışacağı için) o da sonunda rasyonel beklentilere dönüşebilir[ii].


[i] Buraya kadar yazdıklarımın çok daha geniş ve ayrıntılı biçimi Ekonomide Analiz (Remzi Kitabevi Yayınları) adlı kitabımda yer alıyor. [ii] İrrasyonel beklentiler teorisi tarafımdan ortaya konulmuştur. Bu deyimi ve çerçevesini ilk kez 1996 yılında "Türkiye İçin Bir Ekonomik İstikrar Programı Önerisi" adı altında yazdığım ve zamanın hükümetine sunduğum raporda konu etmiştim. 



Site Yaptırmak mı İstiyorsunuz

Kurumsal ve e- ticaret siteleri için doğru yerdesiniz

Bilgisayar Ekranları

Mesai Saatlerimiz

Hafta İçi 09-17 Arası

Yerimiz

Akyol mahallesi, Atatürk Bulvarı No: 111/B Şahinbey - Gaziantep

bilgi@mirkitap.com

5539207655

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter