top of page

Büyük Sahtekâr İbn-i Sina ve Yeniden Dirilme Meselesi

Ayrıca İbn-i Sina’nın problemi sadece akla teslim olmaması da değildir. Analizlerinin temelinde ahlaksızlık ve yalancılık bulunmaktadır.



Akıl En Büyük Peygamberdir
Büyük Sahtekâr İbn-i Sina ve Yeniden Dirilme Meselesi

Zorunlu ve imkânsız varlık kategorilerini zorunlu ama imkânsız, imkânsız ama mümkün şeklinde tasnif edebileceğini zanneden İbn-i Sina, cisim ve ruh olarak beraber dirilme meselesinde şunu söylüyor: “Her kim selim fıtratına döner, kendi eğilimlerini ve tutuculuğunu bir kenara bırakırsa sarih akıl, yok olan bir şeyin aynıyla iadesinin imkânsız olduğuna şahitlik eder.” İbn-i Sina’nın imkânsız gördüğü yeniden dirilme meselesindeki tezin özeti şu: “Öldüğümüz aman toprak oluruz ve bu durumda yokun yeniden eski ben olarak dirilmesi imkânsızdır. Ruh ise ebedi olduğu için ahiret hayatında sadece ruhlar yaşayacaktır. Cisim ve ruhların beraber dirilmesi imkânsızdır.” Aslında bu zırvayı İbn-i Sina’nın yüzüne söyleyebilseydik bir doktor olarak sözün sahibini geri zekâlı olarak nitelerdi. Zira beden sürekli değişim halinde olmasına rağmen bizler “benlik” duygumuzu muhafaza ediyoruz. Eğer İbn-i Sina tezinde samimi olsa idi dünya hayatında da ruh ve beden birliğini imkânsız görürdü. Dünyada mümkün olanın ahirette imkânsız olarak görülmesi için İbn-i Sina gibi akılsız olmak şart.


Yoktan yaratma meselesinin mahiyetini bilemiyoruz ve bilemeyiz de. Çünkü yaratma meselesini zaman ve mekân parantezine alamıyoruz. Dolaysıyla yaratma meselesi zorunluluk duvarına çarpan bir mesele olduğundan aklı aşan bir mahiyet taşır. Bunun gibi yeniden diriliş meselesinde de aklın bir hükmü olamaz. Sadece şunu diyebiliriz. Nasıl bu dünya hayatında yaşıyorsak öldükten sonra da başka âlemlerde yaşayabiliriz ve aklen buna bir engel yoktur. Buradaki “yaşayabiliriz” hükmünün kesinliğini peygamberlerin tebliğleri ile kesinleştirebiliriz. İşte bu yüzden İbn-i Sina’nın öldükten sonra ruh ve beden birlikteliği olmayacak sözünün hiçbir tutarlı yanı yoktur. Peygamberler, öldükten sonra yaşamın ruh ve beden ile birlikte olacağını haber verdiklerinden mesele kesinleşmiştir. İbn-i Sina sadece ve sadece yalan söylemektedir ve söylediği yalana da kendisinde olmayan aklı alet etmektedir.


Bir yokun aynı ile iadesinin “imkânsız olması iddiasına” gelince böyle bir iddianın akli bir dayanağı bulunmamaktadır. Çünkü en başta yaratma meselesini bilmiyoruz. İkincisi: Öldükten sonraki halimizle ilgili peygamberlerin tebliğ ettiği hakikatler dışında bir şey bilmiyoruz. Üçüncüsü: Bir yokun aynen iadesinin imkânsız olarak tasnif edilmesi mümkünler içerisinde imkânsızlar icat etmektir ki bu da aklı tamamen inkâr etmek anlamına gelir.


İbn-i Sina, mümkün varlıklar içerisinde bir mantık zinciri oluşturup keyfinin estiği noktada bu mantık zincirini dondurarak verdiği hükmü zorunlu gibi pazarlamaktadır. Yaratma meselesini ve Allah’ı gördüğü ve görmediği âlem içerisinde aramaktadır ve kendisine benzemeyen bir ilah anlayışını reddetmektedir. İşin acı yanı bu çocukça hükümleri derin düşünce zannetmektedir. Oysa tüm putperest hareketlerin kökeninde kapalı devre mantığın mutlaklaştırılması bulunmaktadır. Mümkün varlıktan zorunlu varlığa ulaşamayan bir kimse duyu organlarının faaliyetlerine teslim olur ve hayvanlar gibi yaşamayı ve düşünmeyi (?) maharet zanneder. Ayrıca İbn-i Sina’nın problemi sadece akla teslim olmaması da değildir. Analizlerinin temelinde ahlaksızlık ve yalancılık bulunmaktadır.


.....



Comments


bottom of page