top of page

Ateş İttifakı: Avrupa Birliği

Avrupa Birliği, medeniyet temelli bir şehir kuramamıştır. İnsanı önceleyen, hukuka önem veren bir birlik tesis edememiştir. Hala temel hakları devletler ve coğrafyalar ölçeğinde değerlendirmektedir. Kömür birliği ile bir araya gelen Avrupa, ekonomik eşitsizliğin derinleşmesiyle kendi içinde şiddetli çatışmalara hatta İki Dünya Savaşından bile daha fazla acı veren savaşlara hazır olması gerekir.



Akıl En Büyük Peygamberdir
Ateş İttifakı: Avrupa Birliği

Realiteler, hayalleri kullanarak hakikate ulaşmamızın vasıtalarıdır. Hayaller vasıtadır ama hakikatten çok zaman daha çekicidir ve araçken amaç haline dönüşmeye her zaman meyyaldir. Bu yüzden insan zihninde hayalin etki alanı gerçek kadar etkilidir. Hatta bazen gerçeklerden kaçış vesilesidir hayaller. İnsanlar kendi hayalleri ve kolektif hayallerle aldatılmaya son derece müsait bir yapıya haizdir. Hele çöküş zamanlarında hayaller ve umutlar kâh sahici kâh sanal bir kurtuluş vaat eder. İnsan, gerek kendi kendine kurduğu hayallerle gerekse de hayal tacirleri vasıtasıyla aldanmaya son derece müsait bir varlık. Hayaller ufukta bir ışıktan bahseder ama bu ışığın uçurumun kenarında olan ateşten kaynaklandığını asla söylemezler. Tam gaz ileri doğru koşarken biraz sonra uçurumdan düşüp ateşe girmek her zaman olası. Hatta sadece hayallerin peşinden koşuyorsanız ateş çukurunun tam kenarındasınız demektir.

Bütün toplumlarda “su ve ateş” metaforlarının özel bir önemi mevcut. Doğu Toplumlarında (Hint Kıtası vs.) “su” metaforu daha etkili, Batılılarda ise ateş metaforu. Rusya’da ateş, sudan her bakımdan çok daha değerli. Ateşin huzuruna temizlenmeden çıkmanız kutsallığa aykırı. Ortodoks Hıristiyanlar için Kilisede ateş yakmak büyük bir ayin ve bu ateşi görevliden başkası yakamaz. Yine Rusya’da ritüel ve ibadet olarak kendini ateşte yakan insanlar bile mevcut. Öldükten sonra cenazesinin yakılmasını isteyen kimseler, dünyadan tamamen kopuş için ateşe sığınırlar. Güneş'’ tapan insanlar için ateşin ayrı bir yeri vardır. Hatta sadece ateşe tapan kimseler de mevcuttur ve bunlara genellikle Mecusi derler. Tarihte kardeşini öldüren Kabil’in ateşe taptığı söylenir. Muhalifini ateşe atarak yok etmeye çalışan Nemrud için ateşin özel bir önemi var. Lakin ateş ile umudun da bir bağı var. Musa (as) ailesiyle Mısır’a geri dönerken ateş görmüş ve bunu bir medeniyet veya umuda bağlamıştır. Bu husus Kur’an’da şöyle anlatılır:

“Hani O (Musa) bir ateş görmüştü de ailesine “yerinizde durun, benim gözüme bir ateş ilişti, belki size bir kor getiririm yahut ateşin yanında bir yol gösterici bulurum” demişti.” (Kur’an: Taha; 10)


Ateş, karanlıkları aydınlatan bir araç Bu sebeple ateşi ab-ı hayat olarak görenler de mevcut.

Devrimlerin sembolüdür ateş. Gerek devrim yapanlar için gerekse de devrimin ateşinde yananlar için. Fransız Devrimi ateşin devrimidir. “Aydınlanma Devrimi” önce Fransa’yı yaktı sonra bütün dünyayı. İki Dünya Savaşının ateşi on milyonlarca insanı kül etti. Devrimler önce kendi evlatlarını yedi sonra herkesi. Ortalık artık yangın yeri.


Ateş metaforunun özel bir anlamı daha var Avrupa için. Zira Avrupa Birliği ilk olarak “Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu” olarak kuruluyor. Ateş ve savaşın birleştirdiği topluluktur Avrupa Birliği. Zaten Avrupa Birliği ikinci dünya savaşının ateşi sonrası gündeme gelmiştir.


İkinci Dünya Savaşı, on milyonlarca insanın ölümü ve şehirlerin yerle bir olduğu bir dönem. Savaşın temel sebebinin Avrupa içerisinde yayılan “Milliyetçilik” ve “Ekonomik Açgözlülük” olduğu söylenmiştir. Aslında milliyetçilik ile aydınlanma felsefesi arasında dolaylı değil direk bir alaka mevcut. Bilgi kaynaklarını insanların duyularıyla sınırlandıran kimseler isteseler de istemeseler de kapalı bir yapı oluşturacak ve netice de kendilerini aşamayacaklardır. Avrupa Birliği her ne kadar ekonomik işbirliğiyle kurulsa da daha sonra bir medeniyet iddiasında da bulunmuştur.


Biraz önce söylediğimiz gibi Avrupa Birliği ilk önce ekonomik bir birliktelik olarak başlıyor.. 1990 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılması ile birlikte Kopenhag Kriterleri ile Avrupa Birliği ilan ediliyor. Daha önce Avrupa Ekonomik Topluluğu olarak anılırken ilk kez medeniyet iddiası ile ortaya çıkan Avrupa Birliği, aslında yine seküler değerleri aşamamış ve insanların birbirlerine tanrılığının ilan edildiği kafesten yine de çıkamamıştır. Çünkü biraz daha geriye gidersek Avrupa Birliği değerlerinin Eski Yunan’a ait olan Hellenizm Felsefesiyle yakından ilgisi mevcut. Hellenizm’de tıpkı insana benzeyen binlerce tanrı mevcut. Bu binlerce tanrıyı birleştirme iddiasındaki Avrupa Birliği düşüncesi aslında İngiltere’nin birlikten çıkmasıyla birlikte başarısızlığa da mahkûm olmuştur. Türkiye ile Yunanistan arasındaki temel ihtilaf konusu olan Kıbrıs meselesinde Yunanistan’ın tarafına geçen Avrupa Birliği, Güney Kıbrıs Rum Yönetimini Türkiye’ye rağmen birliğe dâhil edilmesi aslında Avrupa’nın yine de coğrafya merkezli bir medeniyet, olduğunu göstermesi bakımından ilginç. Çünkü Avrupa Birliği bu hamlesiyle çok dinli, çok kültürlü bir yapıyı da taşıyamayacağını zımnen ifade etmiştir.


Avrupa’ya öz güveni sağlayan iki temel unsur olmuştur.


Birincisi: Hıristiyanlık Dininin akla aykırı ve baskıcı yapısından kurtulmuş ve tamamen seküler bir yapı oluşturmuştur.


İkincisi: Coğrafi keşifler sonrası zenginleşen Avrupa, zenginliği adeta medeniyetle eşdeğer görmeye başlamıştır. Bu eşdeğer görme durumu ise adeta diğer insanlara karşı şımarma ve üstten bakmaya vesile olmuştur. Kur’anda bir ayette şöyle ifade edilmiştir:


“Andolsun ki Sebe Kavmi için oturdukları yerde bir ibret vardı: Sağ ve soldan iki bahçe! (Onlara): “Rabbinizin rızkından yiyin de O’na şükredin, ne güzel bir belde ve çok bağışlayıcı bir Rab!” (denildi). Fakat onlar (yüz çevirdiler) bakmadılar. Biz de üzerlerine Arîm selini salıverdik ve o güzelim iki bahçelerini buruk yemişli, ılgınlık ve içinde biraz da sidir ağacı bulunan iki harap bahçeye çevirdik. Bunu onlara nankörlüklerinin cezası yaptık ve biz böyle çok nankör olanları cezalandırırız. Biz onlarla o bereket verdiğimiz memleketler arasında sırt sırta şehirler meydana getirmiştik. Ve onlar da muntazam gidiş geliş düzenledik. (Onlara): “Buralarda gecelerce ve gündüzlerce emniyet içinde gezip yürüyün” dedik. Buna karşı onlar: “Ey Rabbimiz seferlerimizin arasını uzaklaştır” dediler ve nefislerine zulmettiler. Biz de onları efsanelere çevirdik ve tamamen didik didik dağıttık. Şüphesiz ki bunda çok şükredecek her sabırlı için elbette ibretler vardır.” (Kuran: Sebe; 15-19)


Ayetlerin konumuz açısından özel bir önemi var. Ayetler, Mekke’de yaşayan müslümanlara yeni bir medeniyet kuracaklarını müjdelerken kuracakları bu medeniyetin çerçevesini de çiziyor. Bu ayetlerinde içinde olduğu Sebe Suresinde Hz. Davud (as) ve Hükümdar Peygamber Süleyman (as)’ın kurdukları şehir, yaptıkları sanatlar, inşa ettikleri binalar ayrıntıları ile anlatılıyor. Ayrıca bu peygamberlere dağların ve hayvanların hizmetlerine verilmiş, rüzgârın bile boyunduruk altına alınması resmedilmiş, cinlerin bile kontrol altına alındığı beyan edilmiştir. Bakırın Süleyman (as)’ın hizmetine verilmesi de yer altı ve yer üstü zenginliklerin her boyutu ile Peygamberlere nimet olarak verildiği ifade edilmiştir. Bu nimetlerin bir kısmı hiç şüphesiz mucizedir ama mucizeler; insanlığın bilgi olarak ulaşacağı son noktayı beyan etmesi açısından tüm insanların dikkatinde olmalıdır. Mekkeli ve diğer zamanlarda yaşayan insanların şehir kurmaları için zenginlik ve tabiata egemen olmak bir şart ise diğer şartta tüm insanları ortak iyi ve ortak kötü kavramları etrafında birleştirecek hukuki normlardır. Tarihte Sebe Halkının, Allah’ın vermiş olduğu nimetlere karşı nankörlük ettikleri ifade edilmiştir. Onlara önce kendilerine yollarından dönmesi için uyarıcı olarak Arîm Seli gönderilmiş daha sonra nankörlüklerine devam ettikleri için darmadağınık edilerek yok edildikleri bildirilmiştir.


Elde ettiği zenginlik ile “tanrısız” bir medeniyet iddiasında olan Avrupa Birliği ise özellikle 90’lı yılların sonuna doğru hızla çökmeye başlamıştır. Son zamanlarda “aşırı sağ” şemsiyesi altında milliyetçilik ve nefret dalgaları neredeyse tüm Avrupayı esir almak üzeredir. Avrupa Birliği’nin bu duruma düşmesini üç ana maddede özetleyebiliriz:


Birincisi: Türkiye’de yaşanan başörtüsü yasağına karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuran Leyla Şahin’i mahkeme haksız bulmuştur. İnsan Hakları mahkemesi, başörtüsünün Türkiye’nin laik yapısına aykırı olduğunu ve Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin başörtüsünü yasaklamakta haksız olmadığını vurgulamıştır. Devletlerin yapısına göre hak meselesini indirgeyen ve İslam’da başörtüsünün farz olduğunu bilen mahkeme, tabi olarak Avrupa Birliğinin İslam’ı taşıyamayacağını da ilan etmiştir. Bir dini dışlayarak çok kültürlüğü dışlayan birliğin medeniyet ve şehir iddiası da haliyle havada kalmıştır.


İkincisi: Avrupa Birliği dış politika açısından son derece dağınıktır. Amerika’nın Irak’ı İşgali sırasında sadece İngiltere, Amerika’ya destek vermiştir. Önemli dış politika hamlelerinde hiçbir zaman beraber hareket edemeyen Avrupa Birliği politik birlikten mahrumdur. Ukrayna’nın Rusya tarafından işgali sonrası birlik görüntüsü veren Avrupa Birliğinin Ukrayna’ya destek vermesi işgalden korkusuyla açıklanabilir. Bu birliğinde dağılması her an mümkündür.


Üçüncüsü: Avrupa değer yargıları insanlara iç huzur sağlamamış ve onlara yaşama sevinci verememiştir. Hedonizm toplumun tümünü adeta esir almıştır Bu gidişle ekonomik refah da geride kalabilir. Avrupa’nın bir parçası olan Yunanistan ekonomik krizdedir. İtalya, İspanya ve Portekiz alarm vermektedir. İngiltere birlikten ayrılmıştır. Rusya’ya karşı ABD yanlarında olmadığı sürece etkisiz kalmaktadırlar. Almanya ve Fransa arasında ciddi çatışmalara vesile olabilecek rekabet söz konusudur. Almanya ekonomik açıdan ciddi bir güç olmasına rağmen daha birkaç yıl önce yaşanan Hamburg olayları Alman toplumunun kırılgan yapısını gözler önüne sermiştir.


Avrupa Birliği, medeniyet temelli bir şehir kuramamıştır. İnsanı önceleyen, hukuka önem veren bir birlik tesis edememiştir. Hala temel hakları devletler ve coğrafyalar ölçeğinde değerlendirmektedir. Kömür birliği ile bir araya gelen Avrupa, ekonomik eşitsizliğin derinleşmesiyle kendi içinde şiddetli çatışmalara hatta İki Dünya Savaşından bile daha fazla acı veren savaşlara hazır olması gerekir.

Comments


bottom of page