top of page

Aptallık ve Aziz Nesin

Aslında Nesin’de biliyor zorunlu varlığın tekliğini… Çünkü iki tane olsaydı kendisine sevimli gelene inanacakmış beyefendi.


Akıl En Büyük Peygamberdir
Aptallık ve Aziz Nesin

Aziz Nesin; "Niçin tek Allah'a inanmıyorsun" sorusuna, "Yaratıcı yok" demiyor... "Dünyada her meselede onlarca seçenek var... Her şey en azından çift. Bir tek Allah meselesi beni seçeneksiz bırakıyor. Ben seçemediğim hiçbir şeye inanmam. Özgürlüğümü kısıtlayamam." Boşa "inanma veya inanmama tercihin var ya" demeyin Aziz Nesin'e... "Çift veya daha fazla yaratıcı olsa" içlerinden birini seçecekmiş. Buyur buradan yak.


Öncelikle zorunlu varlık meselesini anlamayan Nesin, yaratıcıyı yaratılan gibi mümkün, alalade varlık olarak değerlendiriyor. Halbuki bizler aleme bakıyoruz ve hepsinin mümkün varlık olduğu tespitini yapıyoruz. Mümkün varlıkların sonsuza kadar birbirinin illeti olamayacağını akli zorunlulukla tespit ettikten sonra bunları var eden bir zorunlu varlığa ulaşıyoruz. Adı üstünde varlığı zorunlu, yokluğu imkansız varlık. Bu varlık zaten birden fazla olsaydı zorunluluk terimini onun hakkında kullanmamız abes olurdu. Yaratıcılık zorunlu kavramının dışına çıkardı. Yaratıcının tekliği de varlığı gibi zorunlu olmak zorundadır.



Kaldı ki… Alemdeki düzende zorunlu varlığın birliğini haykırır. Gönderilen peygamberlerin tamamı da Allah isminden bahsetmişler, Allah’tan başka hiçkimsenin Allah’a karşı durarak peygamber gönderdiği duyulmamıştır, görülmemiştir. Dediğimiz gibi kaldı ki zorunlu varlık birden fazla olsaydı zorunluluk kavramı abese düşerdi. Aklın da fonksiyonu tabi olarak düşerdi. Aslında Nesin’de biliyor zorunlu varlığın tekliğini… Çünkü iki tane olsaydı kendisine sevimli gelene inanacakmış beyefendi.


Akıl olmazsa her şey mümkün, her şey imkansız, her şey zorunlu, her şey saçma, hiçbir şey saçma değil. Doğru nedir, hakikat nerededir sorularının peşine düşme erdemi gösterilemez. Zaten kimse de Aziz Nesin'den erdem beklemiyor.


"Küçük iken din meselesinde baskı görmüş" imiş... Bu mudur yani.. Hiç mi büyümeyeceksin. Psikologlar da aynı... Onlarda bir sorun görse çocukluğa dönmeyi maharet sayar ve "bilinçdışı" (sanki bilinci biliyorlar) na havale etmeyi meziyet sayıyor. Bizim Nesin de o hesap.


İnsanı sorumlu kılan akıl ve baliğ olma hali. Akıl yoksa ne dünyada ne ahirette sorumluluk yok. Nesin ise akıllı olmasına rağmen aklından kaçan yalancı. Aklını kullanmıyor zira keyfine göre yaşamak istiyor ama bilmiyor ki akıl olmadan keyfine göre de yaşayamazsın. İddia ediyorum mutlu bir günü olmamıştır dünyada. Hangi insan, hayvan taklidi yaparak mutlu olabilir ki. Kemik parçaları elimden kaçmasın diye kırk takla atarsın. Bu yüzden kendisi aynı zamanda büyük sahtekar.


Akıl... Akıl, bağlamak anlamında... Zorunluluğun zorunluluğunu, imkansızın imkansızlığını tabii olarak bilen güç. Gördüğümüz varlıklar bir zaman içerisinde akıyorlarsa bunların başlangıcı vardır. Başlangıcı olanın ise yaratıcısı. Bu hüküm zorunludur ve asla hiçbir durumda yanlışlanamayacağından akıl sahibini bağlar bu hüküm. "Beni bağlamaz" diyorsanız "aklım var"demeyeceksin. Artık bu noktadan sonra hakikatten kaçış gerekçeniz ister mantık oyunları olsun isterse de çocukluk travmaları... Fark etmez bilerek ve isteyerek hakikati reddediyorsunuz. İşte bu yüzden sahtekarsınız.


コメント


bottom of page