Alman derin devleti neden Almanya’ya hizmet etmiyor?

1968’de Almanlar bir dizi “intihar” ile sarsıldı. 8 Ekim 1968’de Federal İstihbarat Teşkilatı (BND) genel başkan yardımcısı Horst Wendland kendini vurdu. Aynı gün Nato’daki lojistik genel başkan yardımcısı Amiral Hermann Ludke kendini öldürdü.


Mehmet Yılmaz

Derin Düşünce

Enerji, güvenlik ve diplomaside Alman devleti, Amerikan menfaatlerini Almanya’nın üstünde tutuyor. Alman devleti para kaybediyor, prestij kaybediyor, kendi vatandaşlarına zarar veriyor ama Amerika’yı asla üzmüyor. Neden? Almanya, diğer Avrupa ülkeleriyle beraber Rus gazına aşırı bağımlı. Bu zaaftan kurtulmasını sağlayacak tek ülke Türkiye zira gerek İran gazi gerekse Körfez’den veya Doğu Akdeniz’den gelebilecek gaz için en iyi güzergâh Türkiye. Fakat Almanya hâlâ PKK’ya ve FETÖ’ye destek oluyor.



Oysa güçlü Türkiye, hem Almanya’nın gaz tedarik güvenliği için gerekli bir garanti. Bunun gibi onlarca farklı dosyada Almanya menfaatlerine uygun davranmak yerine başka bir şeye, başka bir güç odağına hizmet ediyor. Federal hükümet, istihbarat,… devlet kurumları aynı gücün etkisinde… Bunu gücü keşfetmek ve iddiamızı ispat etmek için soğuk savaş yıllarına geri döneceğiz… Adından başka hiçbir şeyi soğuk olmayan o savaşa… 1968, Batı Almanya için uğursuz bir yıl oldu. Neden?


1968’de Almanlar bir dizi “intihar” ile sarsıldı. 8 Ekim 1968’de Federal İstihbarat Teşkilatı (BND) genel başkan yardımcısı Horst Wendland kendini vurdu. Aynı gün Nato’daki lojistik genel başkan yardımcısı Amiral Hermann Ludke kendini öldürdü. Ludke sıradan bir insan değildi. NATO’nun bütün mühimmat ve petrol stoklarının yerini ve miktarını biliyordu. Ludke casusluk şüphesiyle sorgulanmaktaydı. Yani Avrupa’da bulunan 7.000 (yazıyla yedi bin) nükleer başlığın yerini değiştirmek gerekecekti!


Bu “intiharların” soruşturulmasında da çok arıza çıktı. Cinayet masası ve savcılar “av kazası” ile “intihar” ihtimalleri üzerine uzun raporlar yazdılar ama sonradan ortaya çıkan otopsi raporuna göre Ludke kendini sırtından vurmuştu! İntihar… Yersen! “İntihar” salgını Runge adında bir Sovyet ajanının yakalanmasıyla başladı. Gizli bir el, yakalanma ihtimali artan Rus ajanlarını bir bir susturuyordu.


Daha sonra, 21 Ekim 1969’da Federal şansölye makamına oturacak olan Willy Brandt, Rusların nüfuzundan haberdar edilecek fakat casusları kovması gizli servis BND tarafından engellenecekti: “Biz onları takip ediyoruz, elleme” dediler. Bu aslında Brandt’ı ajan göstermek için kurulmuş bir tuzaktı. 1968’e geri dönelim: Bu iki intihardan sadece 7 gün sonra ekonomi bakanlığından Hans Heinrich Schenk kendini astı; ertesi gün ölü bulunan basın müşavirliğinden Edeltraud Grapentin’in vücudunda öldürücü dozda barbitürik bulundu.


2 gün sonra savunma bakanlığı acil müdahale biriminden Albay Johannes Grimm kendini vurdu. Savunma bakanlığından Gerhard Boehm 21 ekimde kayboldu ve cesedi 10 gün sonra Rhin nehrinde bulundu. Polis her seferinde “depresyon sebebiyle intihar” diyor, seçilen yöntemlerin farkı sebebiyle dosyalar birleştirilmiyordu. Oysa bu memurların hepsi gizli güvenlik bilgilerine erişimi olan yani potansiyel olarak Rusları ilgilendirecek isimlerdi.



Gelin şimdi kasedi ileri saralım ve 1974’e gidelim; Federal Almanya şansölyesi Willy Brandt 7 mayıs 1974’te istifa ettiği günlere. Brandt sıradan bir lider değil. 1971’de Nobel Barış Ödülü almıştı ve Sovyetlerle uzlaşma politikası izliyordu. Özel kalem müdürü Günter Guillaume 24 Nisan 1974’te Rus casusu olmakla suçlanarak tutuklandı. Brandt, istifa ederek, şansölye koltuğunu finans bakanı ve parti (SPD) içinde rakibi olan Helmut Schmidt’e bıraktı.


Brandt bu “skandaldan” sonra istifa etmek zorunda değildi aslında. Parti içi seçimleri açık arayla kazanmıştı ve üst düzey yöneticiler Brandt’ı istifadan vazgeçirmek için çok yalvardılar. Brandt’a bir operasyon çekilmişti; bu kesin. Ama kim ve neden yapmıştı bunu? Önce Brandt’ın kim olduğuna bir bakalım: İsrail’e giden ilk Alman lider; Varşova gettosu ünündeki Yahudi anıtında diz çökmeye cüret eden ve bu sayede Atlantik çetesince Nobel ile ödüllendirilen bir insan.


Fakat Brandt Atlantik çetesini kızdıracak bir işe girdi: “Ostpolitik”. Nedir? 1967’den başlayarak Federal Almanya üzerindeki ABD egemenliğini azaltmak için Komünist blok ve Sovyetler Birliği ile münasebeti normalleştiren politika. Bu, petro-dolar sistemine ve #Rimland’a savaş ilanı demekti.


Petro-dolar nedir? Dikkat Kitap: Petrol kandan ağırdır.


Rimland (Avrasya kuşatması) nedir? Dikkat Kitap: Savaş Meydanda Değil Masada Kazanılır.


Willy Brandt’ın hayata geçirdiği Ostpolitik’in üç unsuru: 1) Sovyetler Birliği ile doğrudan bağlantı; 2) Varşova Paktı ülkeleri ile Münasebetin normalleşmesi; 3) Doğu Almanya’yı ayrı bir birim olarak tanımaksızın bu devletle geçici antlaşma yapmak.


Ostpolitik’in ilk adımı 1970’te Polonya ile sınır antlaşması yapmak ve Oder ile Niesse ırmaklarını hudut olarak kabul etmekti. Daha sonra (eski) Çekoslovakya ve Doğu Almanya ile antlaşmalar yapıldı ve nihayet 12 Ağustos 1979’da Sovyetler Birliği ile doğrudan diplomatik ilişki başladı.Burada şunu sorgulamak gerek: Ruslarla iyi geçinen bir Almanya, ABD’nin menfaatlerine uygun muydu? Cevap: Değildi. Çünkü Rusya’nın elindeki petrol ve gaz kaynakları Alman edüstrisini Arap petrolünden yani Amerikan tahakkümünden kurtarabilirdi. Ama hepsi bu değil. Nedir?


Ruslar, Alman teknolojisi, Baltık üzerinden Atlantik sahillerine ve uluslararası su yollarına erişirdi. Bu durum, Alman markını dolardan çok daha güçlü bir para birimi yapar ve doların rezerv para statüsünü sarsardı. (O dönemde Avro yoktu, Fransız frangı %20 enflasyon yüzünden zayıftı)Kısacası, Brandt’ın Ostpolitik’i başarması, Amerika’nın her sahada tahakkümü kaybetmesi anlamına geliyordu: Finans, enerji, askerî denetim, diplomasi, ekonomik gelişme…


Tekrar Willy Brandt’a çekilen operasyona, daha doğrusu o dönemin Almanya’sına geri dönelim: 1960-1970 dönemi, iki Almanya’nın casus kaynadığı bir dönemdi. Doğu Almanya’dan Batı’ya kaçan Almanların arasına kolaylıkla karışan casuslar lisan sıkıntısı dahi çekmiyorlardı.Zaman zaman yakalanan bir casusun arkasından onlarca “intihar” sipariş ediliyor ve insanlar ancak o zaman kimin kim için çalıştığını fark ediyorlardı. Alman gizli servisinin 2ci ismi, NATO’nun Avrupa merkezinde üst düzey yetki sahibi bir amiral, federal basın bürosu memurları “intihar” ettirildiler.

Hatta karşı-casusluk bürosu başkanlarından biri de Rus ajanı çıktı. Yani ikiye bölünmüş Almanya, zihnen, fikren yırtılmış bir ülkeydi. Aynı ailenin fertleri bile birbirlerine şüpheyle bakıyorlardı. Bugün de bu durumun çok düzeldiği söylenemez. Neden?Berlin duvarının yıkılmasından (1989-1991) sonra CIA, doğu Alman istihbaratı Stasi’nin arşivlerini ele geçirdi. Bugün bakan, vekil, istihbarat kurmayı olan etkili isimlerin kirli çamaşırları CIA’nin elinde. Kim kimi sattı? Kim Nazi üyesiydi? Kim komünistlerden para aldı? ABD, Almanya’da herkese şantaj yapabiliyor.


Almanya’nın birleşmesinden sonra bile CIA bu dosyaları Almanlara vermedi. Kopyasını vermeyi de reddetti. Stasi ve KGB’nin hazır yetişmiş casus ağı böylece bir anda Amerika’nın eline geçmiş oldu. Bizdeki FETÖ gibi ama muhtemelen daha örgün, zeki ve iyi örgütlenmiş bir paralel devlet.CIA ajanları, ABD kontrolündeki paralel devletin üyelerini tek tek “ziyaret” ettiler ve şantaj yaptılar. Yani istihbarat, enerji, savunma veya finans gibi konularda ABD şirketlerine faydalı fakat Almanya’ya zarar veren kararların Alman hükümetinden nasıl çıktığını biliyorsunuz artık.Brandt Berlin’in bölünmesini engellemek ve Almanya’nın birleşmesini sağlamak için çok uğraştı ama beceremedi. Kennedy’nin “Ich bin ein Berliner” gösterisi de bir şov olmaktan öteye gitmedi. Somut olarak Amerikalılar hiç yardım etmediler. Menfaatleri de bu bölünmeyi gerektiriyordu.

Zaten duvar yapılmadan önce, ABD’nin ve müttefiklerinin “tuhaf” kararları incelenirse, bu bölünmenin Ruslardan çok Atlantik çetesinin işi olduğu anlaşılır. Ülkelerin, şehirlerin ve halkların bu şekilde bölünmesi, Kuzey Atlantik çetesinin küresel stratejisinin neticesidir. Meselâ?Almanya, Kore, Kıbrıs, Sudan, Fransa (2ci dünya savaşında denendi; deGaulle engel oldu), Irak (Kürdistan denemesi), Suriye (YPG denemesi), Lübnan (1ci savaştan sonra Fransa’nın işi), Doğu Afrika’da Eritre, Somali, Cibuti (tam bitmedi). Örnekler çok.Willy Brandt¸ siyasî rakipleri tarafından “eski nazi” ve “komünist ajan” olmakla suçlandı. Biyografisini dikkatle okuyanlar bunların iftira olduğunu göreceklerdir. Nazilerle mücadele için Ruslarla çalıştı ama o dönemde Ruslar, Amerika’nın müttefikiydi.

“Almanlara karşı” savaştığı dönemde ise Alman düşmanı değil Hitler’e muhalifti. Almanya normalleşirken Brandt radikal sol fikirlerden uzaklaşıp sosyal demokrasiye yaklaştı. Kararları, nutukları da bunu teyid ediyor.Brandt hiç şüphesiz Atlantik çetesini rahatsız etti. Muhtemelen Moskova’daki şahinler için de bir sıkıntı kaynağı oldu. Zira Ruslarla barışık bir Almanya, Avrupa’da barışı güçlendirerek Rus gizli servisinin ve Rus ordusunun da nüfuzunu kaybetmesine yol açardı.Kanaatimizce Brandt’ın istediği güçlü Almanya için barışa doğru yol alan bir Avrasya gerekliydi. Bu proje, ABD menfaatlerine zıt, Rusya’da ise şahinler için güç kaybı demekti. Güçlü Almanya’nın sabotajını ABD yaptı ama Ruslar da bu sabotaja engel olmaya çalışmadılar.Tam bağımsız Türkiye isteyenlerin, Almanya tarihini ve Brandt’ın ıskaladığı Ostpolitik projesini çok iyi incelemesi gerekir. Güçlü ve bağımsız bir Türkiye, aynı güçleri rahatsız ediyor.

Site Yaptırmak mı İstiyorsunuz

Kurumsal ve e- ticaret siteleri için doğru yerdesiniz

Kurumsal Site: 499 TL

E- Ticaret Sitesi: 799 TL

Bilgisayar Ekranları

Mesai Saatlerimiz

Hafta İçi 09-17 Arası

Yerimiz

Akyol mahallesi, Atatürk Bulvarı No: 111/B Şahinbey - Gaziantep

bilgi@mirkitap.com

5539207655

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter