Ara

Alain de Botton: “Koronavirüs günlerinde huzuru bulmak için karamsar olun”

İngiliz yazar ve filozof Alain de Botton, İsrail’in en eski günlük gazetesi olan Haaretz’ekorona günlerindeki yaşam felsefesini ve genel durum değerlendirmesini içeren kapsamlı bir röportajverdi. Röportajdan öne çıkan kısımların çevirisini sizin için paylaşıyoruz.



medyascope.tv


Ne yazık ki son birkaç hafta içinde koronavirüs pandemisi hakkında karşıma çıkan her türlü makaleyi ve tıbbi raporu okudum. Hepsinin sonucu açıktı: Her şey çok kötü olacak – en azından Londra’da. Tesadüfi bir rutin, bir distopyaya ne kadar da kolay dönüşüyor. Bu çok garip. O zaman şimdi ne hakkında konuşmalıyız? Oralarda havaların nasıl olduğu hakkında mı?

Bu kriz hakkında söylemek istediğim birkaç şey var. Eğer modern dünyada yaşıyorsanız, bilim ve teknolojinin doğanın üstesinden gelebileceğine inanıyorsunuzdur. Bu, aydınlanmanın temelinde yatan derin bir inançtır ve bu dünyada modern insan olarak yaşayan bizler; doğayı fethettiğimize, egemen tür olduğumuza, yırtıcı gücün bizler olduğuna ve çevre üzerinde bir otorite kurduğumuza inandık. Aslında çevremizin üzerimizde kurduğu kontrolü o kadar çok hissediyoruz ki onu yok ederken bile onun için üzülmemize dur diyemiyoruz. 

Ağaçların ve plajların kaderlerine ağlıyoruz. Bu, bizim rutin yaşamımız. Ancak gerçek oldukça farklı. Yaşadığımız çevreyi gerçekten anlamıyoruz. Zihinsel kaynaklarımız oldukça sınırlı. Bazı konularda uzmanız ancak aynı zamanda geniş cehalet birikimlerimiz de var.

Cehalet mi ihmal mi?

İkisi de. Aynı zamanda aptallık ve kibir. Biz gerçekten de çok kusurlu hayvanlarız – trajik hayvanlar. Eski Yunanlılar bunu biliyordu, eski Yahudiler de. Hıristiyanlar, Budistler… Bu, kültürel DNA’mıza çok eski zamanlarda kodlanmıştı.



Ancak bunu gerçekten kabul etmiyoruz. Ve şimdi hepimiz bu pastadan büyük dilimler alıyoruz. Yutabilecek gibi de değiliz.

Şimdi hepimiz pastayı yememiz gerektiğini düşünüyoruz ve aslında o hep orada olmasına rağmen hayrete düşmüş ve şoke olmuş durumdayız. Ne yazık ki insan adındaki hayvanı yükselten duygular mükemmellik, güvenlik ve kontrol. Ama biz biyolojik canlılarız; her kazaya ve her zarara maruz kalabilecek olan ince bir hücre zarıyız. Ancak iyi haber şu ki hepimiz nasıl öleceğimizi biliyoruz.

Stoacı anlayışla pandemi

İç karartıcı bir teselli olsa bile, en sevdiğim filozoflar Stoacılardır. Stoacılar, huzura erişen yolu, her şeyin yoluna gireceğini düşünmemek olarak nitelendiriyorlar. Aksine, “Gülümse ve her şey yoluna girecek” diyen bütün insanlar aslında bize sadece işkence ediyorlar. Zihnimizi huzura erdirmenin tek yolu en kötü senaryoya odaklanmaktır – çünkü o zaman, ne olursa olsun, her şey elbet yoluna girecek ve çünkü siz buna hazırsınız.

Salgını Stoacıların bakış açışıyla incelediğimizde, salgının dünyayı kuşatması kaçınılmaz. Milyonlarca, muhtemelen de on milyonlarca insan hayatını kaybedecek. Herkes üç kuruş parayla yaşayacak. Her şey çökecek. Başlangıca döneceğiz. Olacak şey bu olabilir. Hepimiz sevdiğimiz insanları kaybedeceğiz.

Hadi daha da karanlıklaşalım. Stoacılar, hayat size fazla geldiğinde intihar edebileceğinize de inanıyordu. Bu bir seçenek. Stoacılar, Hıristiyanlardan farklı olarak bunda utanç verici bir şey olduğunu düşünmüyorlar. 

Yol boyunca karşımıza çıkan her noktada özgürlük var – umarım oraya gitmemiz gerekmez fakat bu düşünceyi oldukça çekici buluyorum. O karanlığı… Bu düşünce bol bol kahkahayla, kara mizahla ve ölüm mizahıyla çok iyi gider. Bu oldukça önemli. Etrafımızda olan biten tüm b*ktan olaylara gülmek zorundayız. Dibin ne olduğunu bildiğinizde, işlerin ne kadar kötü olabileceğini anladığınızda her şeye hazırsınız demektir.

Mutlu bir Sisifos



Kaygı aslında nedir? Aklın, bilinmeyen ve kontrol edilemeyen şeyler karşısında umutsuzca kontrol kurmaya çalışmasıdır. Gerçekliği kontrol etme çabası, o gerçeklik pandemi olduğunda başarısızlığa mahkum.

İkinci olasılık, birisine elde etmeye çalıştığı şeyin imkansız olduğu endişesini öğretmeye çalışmaktır. Aslında her şey şüphelidir. Bize güven veren hiçbir şey yoktur; güvenlik yoktur. Montaigne bir keresinde “Şüphe, iyi bir kafa için yumuşak bir yastıktır” diyordu. Yapmamız gereken şey tam olarak bu. Şüphelerle dolu yastıklarda uyumalıyız. Bu, şu an ihtiyacımız olan türden bir felsefe. Camus’nün Veba’sı ya da Sisifos hakkındaki yazıları da.

Bu tip zamanlarda, her şeyden önce rol modellere ihtiyacımız oluyor. Bizim göstermemiz zor olan davranışları gösterme yetenekleri olanlara, bu tip yetenekleriyle bizi büyüleyenlere. Genellikle büyük paralar kazanmayı başaran veya hayatı hep bir parti gibi yaşamayı bilen insanlar tarafından büyüleniriz. Ancak şu an bunlar anlamsız ve işe yaramaz saçmalıklar. Aslında her zaman öyleydi.

Şu sıralar, acımasız ıstıraplarda nasıl yaşayacağını bilen insanlara bakmamız gerekiyor. Böylece kendimize doğru yolun bu olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin Budistlerden, olayları her zaman “Bizim yerimizde Buda olsa ne düşünüp ne söylerdi?” diye değerlendirmeleri beklenir. Bu etkili ve iyi bir düşünce çerçevesidir.

Buda şu an koronavirüs hakkında ne söylerdi peki? Ya Montaigne? Bir ihtimal onlar gibi düşünüp onlar gibi davranmayı öğrenebiliriz. Hiç şüphesiz, şu an olan biteni anlayabilmek için seçtiğimiz rol modeller son derece kötü. Başkalarını seçmeliyiz.

‘Kemiklerde yağ’

Arkadaşlarım bana sürekli “Ne olacak?”, “Eylül ayında nerede olacağız?” diye soruyor. Ben de felsefi bir şekilde diyorum ki: En kötü senaryoyu hayal edelim. Şu anda iyimser olmanın bir faydası yok. Bilimin 18 ay içinde bunun üstesinden geleceğini varsayabiliriz. 18 ay boyunca evlerimizde kilitli kalacağımızı sanmıyorum. Muhtemelen dönüşümlü olarak evlerimize girip tekrar çıkacağız.

Ekonomi elbette tam bir felaket olacak. Büyük olasılıkla ekonomik büyüme yüzde 5, yüzde 10 ya da yüzde 15 dolaylarında düşecek ve resesyona gireceğiz. Bunlar büyük rakamlar. 15 yıl önceki yaşam standartlarımıza dönüş yapmak zorunda kalabiliriz. O zamanlar çok fazla restorana gitmiyorduk. Bu dünyanın sonu değil. Ve bu senaryoyu kabul edebildiğinizde, belirsizlikten uzak bir yaşam alanınız olabilir.



Gerçekten endişe yaratan şey, arkadaşlarınız “Gazetelerde yazanları gördün mü? Büyük havayolları bile iflas edecek” demesi. Herkes kaygının kuyruğuna gömülüyor. Evet, birçok havayolu batacak. Tüm bu iflas haberlerini televizyondan görmek yerine şimdi kabul etmeliyiz. Bunun nereye gittiğini rahatlıkla görebilirsiniz. 40 milyon insanın işsiz kaldığı duyurulunca, bunu zaten bilenlerden biri olacaksınız. Bunlar elbette beklentilerim değil, yalnızca en kötü senaryolar hakkında yaptığım tahminler.

Boris Johnson “Birçok aile sevdiği insanları kaybedecek” demişti. Bu kesinlikle kabul edilemez. Benim düşünceme göre Boris Johnson doğru isim değil. Lider olmak için uygun bir isim değil. Son derece kusurlu bir insan ve bu kriz dönemini onun yönetiyor oluşu İngiliz siyaseti için büyük bir trajedi. 

Onun söyledikleri, benim “En kötü senaryoyu düşünün” dememle bir anlamda aynı şey. Ancak önemli olan, ne söylediğimizden çok nasıl söylediğimiz. Biraz huzur istediğinizde çocuklarınıza “Kapa çeneni ve beni yalnız bırak” demezsiniz, “Tatlı çocuklarım, anneniz şu an biraz meşgul” dersiniz. Aynı mesaj. Liderlerin bu zamanki görevlerinden biri sorunları düzgün bir şekilde yatıştırabilmek. Johnson’ın açıklamaları çoğu kişiyi korkutup sinirlendirdi.

Şu an dünyada çok az sayıda değerli lider var. Çöküşte olan bir çağda yaşıyoruz ve bu çöküşün işaretlerinden birisi kendimize risk almak için vermemiz çünkü bu hayatı daha eğlenceli yapıyor ve bildiğimiz şeylerden oldukça sıkıldık. ABD’de ve Avrupa’da bu oy verme alışkanlığını görebiliyoruz.

İnsanlar kendilerine şöyle diyor: Bu renkli karaktere bir şans verelim, ilginç olabilir. Sonuç ise bugün birçok ülkeyi şu an seçim yapılsa seçilemeyecek insanlar yönetiyor çünkü görüşüne göre lider özelliklerinden oldukça yoksunlar.



Derin Bakış