top of page

Aklın Kaideleri Kesindir ve İmam Gazali'nin Bir Yanılgısı

Ortada kesin bilgi imkanı yoksa peygamberlerin çağrısı ile şeytanın çağrısı eşittir ve isteyen istediğini seçsin. İmam Gazali yanılıyor… Çünkü İMANIN ASLI tasavvurların (bilginin)TASDİKİNDEN ibarettir. Yani iman, kesin bilgiyi görünce onun doğruluğunu tasdikten ibarettir. Ortada bilgi yoksa iman da yoktur. Kesin bilginin varlığını inkar edenler veya ondan şüphe edenler aslında iman da edemezler. Küfür ve iman kelimeleri içi boş gevezelikten öteye geçemez.



Akıl En Büyük Peygamberdir
Aklın Kaideleri Kesindir ve İmam Gazali'nin Bir Yanılgısı

Aklın kaideleri asla değişmez, çelişki kabul etmez, zamanla önemini kaybetmez, doğruluğuna delil gerekmez zira delil gerekse idi bu kadar kuvvetli vurgulara da gerek olmazdı. Kısaca aklen ulaştığımız doğrular kesin doğrulardır. Bu sebeple özellikle inançlar alanında telkinler, vicdani kanaatlerin önemi olamaz. Çünkü insanların geneli telkinlerle değişik din ve ideolojilere tabi olurlar. Halbuki inançlar meselesinde birlik ve doğruluğu tespit etmek kesin kaidelere dayanmalıdır. Buradaki “kesinlikten” kastım asla “saplantı” manasında değil. Aksine 10 sayısının 3 sayısından büyük olduğunu kesinlikle bilmem gibi olmalı. Birisi "üç sayısı on sayısında büyüktür, bunu da ispatlamak için elimdeki değneği yılan haline getireceğim" dese ve dahi bunu yapsa ve ben de bunu görsem yine de bilgimde bir şüphe meydana gelmez. İnançlar meselesinde de bu noktaya gelmem için öncelikle duyulur âlemdeki gördüklerimin de kesinlikle var olduğuna inanmalıyım. Gördüğüm Güneş var, beni yakan ateş var. Hem de bedahaten var ve hiçbir ekstra delilede ihtiyaç yoktur.


Oysa İmam Gazali (rh.a); duyu organlarının tespitlerine güvenilmez diyerek ciddi ve büyük bir hata yapmıştır. Çünkü duyu organlarının yanılması dediğimiz olgu, adı üstünde yanılmadır ve yanılma kavramını bile tespit etmemiz duyu organlarıyla elde ettiğimiz bilginin "kesinlik" arz ettiğini gösterir. İnsanın gördüğünden bile şüphe etmesi aslında bir nevi gördüklerini yaratandan şüphe etmesidir.Çünkü gördüklerini yaratan varsa ve o gerçekten bir yaratıcı ise ve gördüklerimiz bir yalan ve şüphe ise öyleyse yaratıcı neyi yaratmıştır? Ayrıca mesela kulağı İmam Gazali’yi kaç kere yanıltmıştır. Kendisine Gazali denildiğinde “belki kulaklarım yanlış duymuştur o sebeple seslenene bakmayayım mı” demiştir. Kaldı ki duyu organları yanıldığında aklıyla doğruyu hemen tespit etmemiş midir?

Haber meselesine güvende aynen varlıkların var olduğuna güven meselesi gibi kesindir. Aslında dünyanın tüm ciddi işleri haber sayesinde yürümektedir. Doğduğumuzun bilgisini, ismimizi, anne ve babamızın kim olduğunu, devletin işlerini hep haberler sayesinde biliriz, yönetiriz. Yalan haberler var diye doğru haberi inkar etmek aslında her şeyi inkar etmektir.

Akli kaidelerde kesindir. On sayısı üç sayısından büyüktür. Küçükten büyük çıkmaz. Bir şey aynı anda hem var, hem yok olmaz. Bir şey hem başlangıcı olup hem de ezeli olamaz. .


İmam Gazali, işin bu noktasında şöyle bir önermede bulunur:


"Aklî ilmlere nasıl güvenebilirsin. Hâlbuki bundan önce duyu organlarına güveniyordun. Akl hâkimi geldi, bizim yanılabileceğimizi söyleyip, bizi yalanladı. Eğer akl olmasaydı, sen devâmlı olarak ve ısrârla bizi tasdîk edecekdin. Şimdi muhtemeldir ki, aklın da ötesinde bir başka hâkim vardır. O ortaya çıkarsa, aklın duyu organlarını yalanladığı gibi, o da aklın yanıldığını söyler. Aklın yanıldığını söyleyecek böyle bir hâkimi bilmemen, onun yok olduğunu göstermez.


Bu cevab karşısında nefsim durakladı. Sonra, verdiği şübheyi kuvvetlendirmek için, şöyle dedi: Görmez misin ki, uykuda iken, rü’yada ba’zı şeyleri görüyorsun. Bir ta kım hâlleri hayâl ediyorsun. Onların hakikat olduğunu kabûl ediyorsun. Uykuda iken, rü’yâda gördüklerin hakkında bir şübheye düşmüyorsun. Fakat uyanınca, rü’yâda inandığın şeylerin hiçbirinin aslı olmadığını anlıyorsun. O hâlde, aklın ile anlayıp, inandığın bilgilerin, sâdece içinde bulunduğun hâl sebebiyle sana doğru gibi gelmiş olmadığını nereden biliyorsun. Mümkindir ki, sende başka hâl meydâna gelir de, rü’yâda gördüğünü uyanınca kabûl etmediğin gibi, aklınla anladığın şeylerin de aslı olmayan bir takım hayâller olduğunun farkına varırsın. Yâhud da, sana gelecek olan bu hâl, tesavvuf ehlinin hâli gibi olabilir.


Zîrâ, tesavvuf ehli, “Biz istiğrak hâlinde [ma’nevî hâllere dalınca], duyu organlarının te’sîrinden kurtulup, akl ile anlaşılamıyan hâlleri müşâhede ederiz (görürüz),” demiş-lerdir. Belki bu hâl ölüm hâli de olabilir. Zîrâ, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, (İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar) buyurdu. Kesin olarak bellidir ki, dünyâ hayâtı, âhırete nisbetle bir uyku gibidir. İnsan öldüğü zamân, dünyada göremediği bir takı m şeyler ona zâhir olur.”


İmam Gazali'nin bu sözleri hoş ama boş sözlerden sayılır. Zira tasavvuf ehline atfettiği "hakikat"e de akla, duyu organlarına, haberlere dayanarak nasıl doğru olduğuna inanabiliriz? Kaldı ki rüyada gördüğünüz şeyin her ne kadar rüyada doğruluğunu yanlışlığını bilemezseniz de uyandığınız zaman o gördüğünüz şeylerin rüya olduğunu anlarsınız. Bu şunun için önemli aklımızla, rüyanın rüya olduğunu anlıyoruz.


Allah'a iman meselesinde meselenin önemi şurası. Akli kaideler sizi Allah'a iman etmeye daha doğrusu Yaratıcıya iman etmeye zorlar. Zira gördüğümüz varlıklar üzerinden zaman geçen varlıklardır ve üzerinden zaman geçen varlıkların bir başlangıcı vardır. Başlangıcı olan varlıkların ise mutlaka yoktan var eden yaratıcısı mevcuttur.


Bazı kimseler, bir yaratıcının olması kesin gibi ama bu yaratıcının kökeni (yaratıcısı) kimdir gibi saçma sapan sözler söylemekte. Yaratıcı kavramı böyle bir soruya izin vermez. Yaratıcının başlangıcı olamaz. Adı üstünde mekan, mekanın içindekiler ve zamanı yaratan kendisi. Dolaysıyla böyle bir soru saçmadır.


Aklın kaideleri asla değişmez yanlışlanamaz. Esasen akla aykırı hükümler barındıran bir din batıldır. Mesela Hz. İsa (as)'in Allah'ın oğlu olması akla aykırıdır. Sonradan var olan bir kimse ilah olamaz. Zaten Hıristiyanlar, İsa (as)'ın ilah olması akla aykırıdır ama akla aykırı olsa bile kabullenmemiz lazım derler. Hiçbir akıllı insan, akla aykırı şeyleri kabullenerek sorumluluktan kurtulamaz.


Aklın kaidelerinden bir örnek daha verelim. Yaratıcı, zamanı ve mekanı yarattığı için O'na bir mekan izafe edemeyiz. İbn-i Teymiyye ve kendilerine selefi denilen kimseler, yaratıcıya mekan isnat ettiklerinden akla aykırı inanca saplanmışlardır.


Akılla ulaştığımız neticeler kesinlik arz etmese idi hiçbir inanç için iyi ve kötü kavramını kullanmamız gerekmezdi. İmam Gazali, hakikat nazarında hiç olan bir söz söylüyor. ,


Eğer kesin bir bilgiye ulaşamıyorsak (kaldı ki böyle bir hüküm vermek bile kesin bir bilgi sayılabilir) o zaman hiçbir meselede sorumluluğumuz olmaz, yaratana inanma gibi bir mükellefiyetimiz olmazdı. Bu noktada “iyi ama kalp, insanı Allah’ın varlığına çağırıyor” sözününde anlamı olamazdı. Zira içimdeki duyguların beni aldatmadığının ölçüsü ne? Ortada kesin bilgi imkanı yoksa peygamberlerin çağrısı ile şeytanın çağrısı eşittir ve isteyen istediğini seçsin. İmam Gazali yanılıyor… Çünkü İMANIN ASLI tasavvurların (bilginin)TASDİKİNDEN ibarettir. Yani iman, kesin bilgiyi görünce onun doğruluğunu tasdikten ibarettir. Ortada bilgi yoksa iman da yoktur. Kesin bilginin varlığını inkar edenler veya ondan şüphe edenler aslında iman da edemezler. Küfür ve iman kelimeleri içi boş gevezelikten öteye geçemez.










Comments


bottom of page