top of page

Akıl En Büyük Peygamberdir (Giriş)

Güncelleme tarihi: 3 gün önce




İnsanlık tarihinden bugüne hatta gelecekte bile dinler, cemiyetler, örgütler, devletler, kanunlar... Bu kavram ve kurumların tamamı insanları akıllı olduğu için sorumlu kabul etmiş ve insanları cezai ehliyete haiz ilan etmiştir. Hatta tekil insan teki bile aklı vesilesiyle kendi kendisinin sorumlu olduğunu aklın bağlayıcı olduğunu kabul eder. Evet, aklın sorumluluk gerektirdiği hususu bütün insanlar nezdinde hem de üstünde düşünülmeyecek derecede kabul edilmiştir. Hatta bu "sorumluluk" aklın kendine değil aklın dışında bir varlığa olduğu da kabul edilmiştir. Çünkü aslında "kendi kendine sorumluluk" açık bir sorumsuzluktur. Dolaysıyla tüm otoritelerin meşru olmasının sebebi ilk ve vazgeçilmez olarak akıl ve aklın kaideleri olmak zorundadır. İşte bu sebeple akla aykırı olan tüm dinler, bütün devletler ve kanunların tamamı kesinlikle meşru olamaz. Zaten akıl, akla aykırı olan bir hususu açık olarak "saçma" olarak niteler. Kaldı ki akla aykırı herhangi bir din veya otoritenin insana sorumluluklar (yapılması gerekenler ve yapılması yasak olan kanunlar) koyması akla aykırılık oluşturur.



Şimdi akıl sahibi olmak sorumluluk gerektiriyorsa ve aklın bizzat akıl sahibini bağladığı açıksa ve dahi akıl kendi kendine sorumlu olamıyorsa dinlerde, devletlerde veya herhangi bir otoritede akli meşruiyeti aramak aklın bir gereği olmak zorundadır. Kaldı ki akıllı bir insana ömür boyu hapis cezası verebiliyorsanız üstüne geri dönülmesi imkansız olan ölüm cezasını bile infaz edebiliyorsanız ve bu cezalar çoğunlukla insanlar tarafından yadırganmıyorsa akli hükümlerin mükemmel ve mutlak olduğu konusunda gerek otoritelerin gerekse de insanların tamamının bir ön kabulü hatta ittifakları olduğunu söylememiz mümkün olmaktadır.


Şunu söylememiz kesinlikle mümkün: Kesinlik denilen herhangi bir bilgiye ancak akıl ile ulaşabiliriz. Zira aklın hükümleri tartışılacak bir durumda olsa idi insana verilecek herhangi bir ufak ceza bile insana yapılan en büyük zulüm olurdu. Çünkü bizi sorumlu kılan akli hükümler izafi ama cezalar kesin ise insana verilen cezalar, tüm kanunlar, dinler, devletler despotluktan ve zulümden başka bir şey olmazdı. Akıl; mükemmel, kesin ve mutlak olmasaydı akıl sahibine verilen ceza neden mükemmel olsun ve hatta geri dönülmesi imkansız bir noktaya niçin uzansın?



Buradan bir başka hükme ulaşmamız mümkün. Yeryüzünde tüm insanları kapsayacak bir şekilde “iyi ve kötü” gibi hükümler verebiliyor ve genel geçer hükümler verebiliyorsak aklın cahil veya âlim tüm insanlarda eşit olduğunu da söylemeliyiz. Bu sebeple şunu söylüyorum:


Akıl daha ötesi mümkün olmayacak derecede mükemmel, üstüne laf söylenemeyecek kadar mutlak, düğümü asla çözülemeyecek derecede kesin ve tüm insanlarda eşittir. İşte bu sebeple ilk hükmümüzü verelim. Akıl tüm insanlarda eşit ise akıl sahibi birinin diğer insanlara genel geçer hükümler koyması; iyi-kötü, güzel-çirkin, yasak-serbest gibi kanunlar çıkartması, insanlar üzerine otorite koyması asla akli bir meşruiyete dayanamaz. Bu nedenle insanların kurduğu devletler, dinler, cemaatler, örgütler, ulusal veya uluslararası meclisler hiçbir zaman insana; "şunu yap veya şunu yapma" diyemez, aklen diyememelidir. Akıl sahibi birisinin diğer bir akıllı birisine boyun eğmesi, kanunlarını kabul etmesi, aklın iptalinden başka bir şey değildir. Bu sebeple aklın sorumlu olduğu alan aklı aşan, aklı veren akla aykırı hükümler vermeyen bir dış güç olmak zorundadır. Sorumluluk almayan bir kimse aklı geçersiz kıldığı gibi kendisi gibi akıllı birisinin kanunlarını kabul eden kimse de aklını geçersiz kılmıştır. Esasen akla dayanmayan sivil ve siyasal dinler aklı değil, “vatan”, millet, devlet, reis, bayrak gibi kavramları yücelterek akıldan kaçmanın yollarını ararlar. Çünkü bu kavramlar en nihayetinde akli değil duyusal veya duygusal kavramlardır ve asla akli kesinlik seviyesine çıkamazlar. Farz-ı muhal dünya hatta kainat yok olsa vatan kavramı önemini kaybeder ama akli kanunlar kıyamette kopsa asla yok olmaz ve kesinliğinden bir şey kaybetmez.



Akıl; peygamberdir. Öyle olmalıdır çünkü akıl gördüğümüz ve görmediğimiz tüm alemlerin üstündedir ve mükemmeldir. Mükemmel olduğu içindir ki aklı gönderenin elçiliğini yapar. Aklı göndereni kesin olarak ancak (duyu, bilim, fıtrat vs değil) akıl ile buluruz. Bu sebeple akıl en büyük peygamberdir. Öyle bir peygamberdir ki; zorunlu varlığı bilme konusunda bir insan, insan olarak gönderilen elçileri bile taklit etmez, edemez; ederse akla ihanet etmiş sayılır. (Örnek: Müslümanlar, Hz. Muhammed (sav) Allah’a inandığı için inanmazlar aksine Allah’a inandıkları için Hz. Muhammed (sav)’e inanırlar ve O’nun sözlerini dinlerler. Allah, Hz. Muhammed (sav)’i göndermeseydi hiç kimse O (sav)’e boyun eğmek zorunda değildi ve boyun eğseydi de aklı iptal etmiş olurdu. Müslümanlar, Allah’a iman konusunda Hz. Muhammed (sav)’i taklit etmezler ve taklit etmeleri küfür olarak kabul edilmese de haram olarak kabul edilmiştir.) Evet, akıl en büyük peygamberdir. Öyle olmasa idi insan peygamberlerin dahi herhangi bir bağlayıcılığı olmazdı, olamazdı. Esasen peygamberlerin getirmiş olduğu beyanların akıl sahibi olmayan kimseleri bağlayıcılığı zaten olamaz. Aklın sorumluluk icap ettirdiği kabul edilerek insan peygambere tabi olması emredilmiştir. Peygamberlerin getirmiş olduklarının bizim nezdimizde bağlayıcı olmasının sebebi de budur.

74 görüntüleme0 yorum