Ahmet Turgut



"Sevgiliyle vuslatı göklerde arama!

Bilirsen, alnını koyduğun yerdedir O..."

İrfani bir anlatımla yine tarih, insan, kutsal ve edebiyat iç içe...


Yüz binlerce okurun gönüllerinde taht kuran seri, üçlemenin son romanıyla Hüseynî aşkın şahitlerini Kerbelâ'daki büyük buluşmaya çağırıyor.


Yanıyor ve koşuyordu Hüseyin'e doğru.

Kırk günün, kırk yılın değil asırların hasret abidesiydi o.

Bir yanında Dedesi vardı; Dedelerin En Güzeli...

Bir yanı Kevser'di; Anneler Annesi...


Nice yollardan Şehitler Sultanının başucuna değin gelmişken sonunda beli mi kırılmıştı? Hüseyin'in kabrini izlerken iki büklümdü gayrı. Kırk gündür saraylar, ordular titreten azamet dolu kadın gitmiş. Tüm hüznünü en nazlısıyla paylaşmak isteyen mahzun bir nefes gelivermişti.


"Ey Babam Oğlu, dinle beni!.." diyordu: "Âhıma yol verip ağlasaydım; gökten yağmur misali yıldız inerdi. Yusuf'a zindan kuyular gözyaşlarımla dolardı. Ama mazlum gönüller titremesin diye bir dem bile ağlamadım Can Hüseyin...


...Ey Dedem Oğlu, Rahmet Evinin Gülü!.. Düldül'den inip Burak'a binen sen değil misin? Bilsem ki, sen ölüsün; billahi düşmem derdine. Neredesin gözlerin nûr vesilesi, nerede?.."


Ölüdür her insan; tâ ki kendinden doğana değin...


"Nefis ister, akıl gerekçeler bulur, vicdan aklar.

Oysa sen kendini kandırsan bile unutma ki;

Allah hesap sorar, ellerinle kendini ateşe atma!.."

Aşkın Şehidi


Kerbelâ, Hüseyin ve yoldaşlarının katligâhı...

Orada kan ve gözyaşı var. Oradaki susuzlukla senin de ciğerlerin kavrulur.

Ve başlarsın âh-u figan etmeye.

İçin yandıkça görürsün: Kerbelâ hak aramanın ve özgürlüğün destanıdır.

Teslimiyetin, adanmışlığın ve sadakatin zirvesidir.

Her biri ayrı bir şiar olan yetmiş iki şehidin yurdudur Kerbelâ...

Onlara kapılanırsan nakşolur kalbine:

Aslında her yer Kerbelâ'dır, her gün Âşura...

Ve dile gelir Kerbelâ: "Benim için ağlama. Kendine bak!" der...

"Adına lanetler okuduğun Yezid bizatihi nefsindir. Hesapsızca ister, bu uğurda canlar yakar.

Hüseyin'i terk edenleri kınamadan evvel bir kez daha düşün! Sende bir akıl var.

Sadece kendi çıkarlarını hesap eder ve heveslerini haklı göstermek için türlü bahaneler uydurur."

Kerbelâ ikazla yetinmez. Kurtuluşun yolunu da gösterir:

"Hüseyin'i Allah katından sana üflenen ruh belle!.. Arına paklana yücelirsen sen de Rabbinden bir delil oldun demektir. Aşka şahit isen bu Şehadet kutlu olsun. Sen Aşk ile her dem diri kalanlardansın.


Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)


Âlemlere Rahmet Efendimiz (sav),

“Dil, kalbin tercümanıdır,” buyurur.

Aynı ilkenin kişilik ve kimlik inşasındaki

etkisine dikkat çeken Hz. Ali (kv) ise;

“Her insan konuştuğu dilin evladıdır,” der.


Benzeri diğer bildirimlerden de hareketle ikrar edebiliriz. Şuur dilde başlar, kalbe iner.

Keza dil temizlenmeden kalp de arınmaz, aklediş de…

Oysa üzülerek gözlemliyoruz.

Yaşamakta olduğumuz sevgi-güven bunalımları, gitgide herkes(im)i kuşatan önyargı zırhları, benlikleri esir alan üstün gelme arzusu misali nefsânî-psikolojik baskılar veya sosyal savrulmalar, asırlık eğitim ve kültür sorunlarımızla buluştukça anlamın ve hikmetin tahtına sloganik-hipnotik imajlar oturmakta. Öyle ki; en geç bir nesil sonra

konuşan ama anlaşamayan insanlar topluluğuna dönüşmemiz kaçınılmaz görünüyor.

Haliyle böylesi bir iletişim-idrak krizinden kurtulmak için bir an evvel “dil-zihin” ve “dil-kalp” ilişkisi bağlamında kişisel ve toplumsal planda tadilata girişmek zorundayız. Nitekim böylesi bir ihya girişiminin ilk meyvesi, dile dair şuur ve ahlâk farkındalıkları olacaktır.