top of page

Ahmet Arslan’ın Yalanları ve Baldırı Çıplak Meselesi

Ahmet Arslan, aklını ve duyu organlarını serbest bırakmıyor; yobazlık destanı yazıyor. Maddenin ezeli olmadığını biliyor. Öncelikle zaman varsa ezelilik yoktur. Birleşik unsurlar ezeli olamaz. Hareket halinde olanlar ezeli olamaz. Lakin Arslan, “desinler” atına binmiş ve aklının yularını da hakikate kaçmasın diye sıkı sıkıya tutmuş. Korkma Ahmet Arslan... Aklını özgür bırak...


Akıl En Büyük Peygamberdir
Ahmet Arslan’ın Yalanları ve Baldırı Çıplak Meselesi

Cehaletini aklını bırakarak okumaya borçlu olan Filozof Ahmet Arslan “baldırı çıplak” deyimini diline pelesenk edenlerden. Din ve akıl ilişkisini değerlendirdiği bir söyleşi de şunları söylüyor: “İsa, fakirleri, çocukları, baldırı çıplakları Tanrı sizi seviyor sözleriyle avuttu. Yok, öyle bir şey.” Buradaki “baldırı çıplak” deyimi “akılsız” anlamında.



Oysa akıl kökten olarak baldırı çıplaktır. O, ihtişamın zirvesi, sadeliğin öncüsüdür. Çünkü akıl, tabi olarak zorunlukları bilir. Akıl, evrene bakar ve ondaki her şeyin sebeplere muhtaç olduğunu görerek sebebe muhtaç olmayan zorunlu varlığa ulaşır. Yine akıl, bir şeyin aynı anda hem var hem de yok olmayacağını, küçükten büyüğün çıkmasının imkânsız olduğunu da doğal olarak bilir. Aklın kaideleri hiçbir zaman yanlışlanamaz, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin asla eskimez ve değişmez. Aklın kaideleri bedihidir ve bu kaidelerin doğrulanması için aklın, kendisinden başka kimseye ihtiyacı yoktur.



Ahmet Arslan, aklı kökten reddettiklerinden akli kaidelerin doğrulanması için akıl dışında bir şeyler aramaktadır. Oysa insanlar ister fakir, ister zengin, ister okumuş isterse de okumamış olsun akıl kendi halinde iken hakikate kaçar ve bağlanır. Bu konuda özel bir gayrete lüzum yoktur. Allah’a inanmak için Ahmet Arslan mucize istiyor. “Madem Allah var bana görünsün, bana da kitaplar indirsin… Çok değil melekleri göreyim mesela” mealinde sözler söylüyor. Öncelikle Allah’ı gördüğünüz takdirde esasen inanmış olmuyorsunuz görmüş oluyorsunuz. Aklınız olmadığı sürece melekleri görerek inanmanız da mümkün değildir. Şu an alemi görüyorsunuz da ne oluyor?


Hz. Ali (ra)’ın; “Eğer perdeler kalksa idi benim imanımda değişiklik olmazdı” sözü iman etmek için aklın hem şart hem de yeterli olduğuna bir işarettir. Eğer aklın yanına inanmak için herhangi bir şey eklerseniz aklın ihtişamı söner. Sadece aklını kullanarak iman edenlere baldırı çıplak diyorlar ya, bilmiyorlar ki aklın ihtişamı da burada.


Duyusal gerçeklerden bile akıl sayesinde emin olabiliyoruz. Mesela “ateş yakıcıdır” cümlesini kurarız ama aklımızı kullanmazsak “aslında ateş yakıcı değil bize öyle geliyor” cümlesini kurmamızın önünde hiçbir engel yoktur. Aklın doğal olarak ulaştığı zorunluluk ve imkânsızlık kavramlarına sırt çevirirsek artık her şey mümkün veya her hüküm sadece zihnin tasavvurundan ibaret kalır ki bu durumda mümkün varlığın diğer mümkün varlık hakkındaki hükmü ancak mümkün olabilir ki bu durum artık hiçbir şeyden emin olmama halidir.


Ahmet Arslan, “İslam’ın başı, ortası ve sonunun” yalan olduğunu iddia ediyor bir sohbetinde. Bu iddia için üç argüman ortaya koyuyor. “Üç halifenin öldürülmesi, Peygamberin cenazesi kalkmadan halife seçilmesi ve İslam’da cihad yani savaşın olması.”


Üç halifenin öldürülmesi hadisesinin İslam’ın barış dini olma iddiasını çürüttüğünü iddia eden Ahmet Arslan’ın öldürülenleri suçlaması ilginç. Nasıl bir hüküm bu?


Peygamberin cenazesi kalkmadan halife seçmeye gelince. İktidarın boşluk kabul etmediğini bilmeyecek kadar siyasetten uzak birisine ne cevap verilebilir? Kaldı ki Peygamberin cenazesi kalkmadan halife seçmek büyük bir dirayet ve basiret. Akıl olmayınca bu dirayet ve basireti nereden anlayacaksın?


Cihada gelince, zalimleri durdurmayan bir din zalimlerin ortağı değil midir?


Kısaca Ahmet Arslan’ın başı, ortası, sonu yalan. O, yürüyen bir yalan adeta. Yürüyen yalan Ahmet Arslan katıldığı bir programda şunları söylüyor: "Ben dünyayı kurmak için hareket etmesi gereken şeylerin elle tutulur, gözle tutulur insan deneyi olan şeylerle kurulması gerektiğine inanırım. Herhangi bir ilke ile dünyayı kurmak istemem. Dünyayı kurmak derken hukuk, ahlak, ekonomi her alanda bilimsel anlamda kurmayı kast ediyorum. İnsan her şeyin ölçüsüdür. Tanrı her şeyin ölçüsü derseniz bilim kuramazsınız, hukuk da kuramazsınız."

Öncelikle bilim, akıl ile yapılır. Ayrıca aklı özgür bırakmak ve sonuçlarını düşünmeden neticeyi kabul etmek gerekir. Ahmet Arslan; “Tanrı’yı kabul edersek birbirimize kanunlar koyamayız” noktasında. İyi de koymayın birbirinize kanun, illa da birbirinize kulluk etmek zorunda mısınız?


Ahmet Arslan, aklını ve duyu organlarını serbest bırakmıyor; yobazlık destanı yazıyor. Maddenin ezeli olmadığını biliyor. Öncelikle zaman varsa ezelilik yoktur. Birleşik unsurlar ezeli olamaz. Hareket halinde olanlar ezeli olamaz. Lakin Arslan, “desinler” atına binmiş ve aklının yularını da hakikate kaçmasın diye sıkı sıkıya tutmuş. Korkma Ahmet Arslan... Aklını özgür bırak... Duyu organlarını serbest bırak... O seni hakikate götürecektir. Bir de soru: “Allah, sizin önünüze hangi delili sunsaydı da inanacaktınız?” Geçiniz efendim, kesinlikle dürüst değilsiniz.


İnanmadığı Allah hakkında şu tespitleri yapıyor Ahmet Arslan; "Ama Tanrı'nın evrenle ilgilenmesi için bir neden yoktur. Tanrı'nın evreni, insanı sevmesi için bir neden yoktur. Kendisi çok mükemmel olduğu için hiçbir şeyle ilgilenmez. Biz Tanrı'yı düşünürüz zira biz O'nun gibi olmak isteriz. Sevgi rasyonel değil. Dinin bilim ve akılla alakası yok." Yarattığı evrenle ilgilenmemek nasıl bir şey olabilir? Tanrı’nın insanı sevmesi için bir neden yok iddiasında. Pek tabii ki Allah, Ahmet Arslan’ı sevmiyor ama neden kendisine inanan müslümanları sevmesin? “Tanrı gibi olmak istemek” imkânsızı istemektir. Bunu ancak aptallar isteyebilir. Zira insan, ezeli bir varlık değildir. Dinin akıl ve bilim ile alakası yok iddiasına gelince gevezeliğe nasıl cevap verilebilir?


Âlemin yaratıcısı varsa ki var olması zorunlu. Ne zamandan beri yaratıcıya kimlik bahşetme hakkı yaratılmışa verilmiş. "Sen mükemmelsin o yüzden kimseyi sevemezsin." "Sen mükemmelsin kimseden nefret edemezsin." Ahmet Arslan atıp tutacak Allah hakkında ama Allah Ahmet'i ne sevecek ne nefret edecek. Ne aciz bir mükemmellik. Geçiniz... Allah'a isim koyma hakkı kulların olamaz.

コメント


bottom of page