Ahmet Ümit




Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, cinler cirit oynar iken eski hamam içinde, bir varmış bir yokmuş...

Şapkacı’nın büyük bahtsızlığından nefsine karşı girdiği mücadeleyi kaybeden Müezzin’e, ancak gözlerini kaybettiğinde hatasını görebilen Köradam’dan bilge babasının mirasıyla hayata yeniden tutunan Kuyumcu’ya... Hatalar, pişmanlıklar, keder ve elemle örülü masallar ders çıkarmasını bilene huzurun sırrını vaat ediyor, çiğ süt emmiş insanı kendi hatalarında pişmeye çağırıyor.


Aydınlık bir göğü, parıltılı bir denizi, verimli toprakları olan güzel mi güzel bir ülke varmış...

Masal Masal İçinde hep aşikâr olduğumuz Doğu’ya has masal geleneğinin tüm karakteristik öğelerini –kokusunu, rengini, tadını– Batı’nın çok katmanlı kurgu anlayışıyla bir araya getiriyor ve ortaya yerelden beslenen fakat evrensel olarak da kabul görür standartları başarıyla yakalamış bir roman çıkıyor.

Ahmet Ümit aile yadigârı masallarını taşıdığı çıkınını büyük bir cömertlikle seriyor okurlarının huzuruna.

Oldukça iyi bir anlatıcı olan annemin düş dünyasını katarak zenginleştirdiği masalları büyük bir keyifle yazıya döktüğümü belirtmeden geçemeyeceğim.

Resimleyen: Cem Kızıltuğ Editör: Kerem Oğuz Evrandır


Patasana


Yeniden dövüşebilmek için kaçıyorduk Devrimden söz edince ne gelir insanın aklına? Belki kayıplar, belki yenilgi ya da korku ama en çok da umut, daha güzel bir dünya hayali ve direniş. Ahmet Ümit’in her yaştan, her duygudan örülmüş devrimcileri, bir yandan kendi hikâyeleriyle hesaplaşırken bir yandan da Türkiye’nin yakın tarihine kendi ışığını tutuyor.

Bizim yüreklerimizde sınır yoktu Polisiye romanların usta yazarı Ahmet Ümit, bu kez öykünün yoğun, çarpıcı ve keskin dilini kullanarak bazen şiirsel, bazen sorgulayıcı, bazen de yürek burkan “devrim” hikâyeleriyle okurun karşısına çıkıyor. Çıplak Ayaklıydı Gece’de bir araya gelen dokuz öykü, herkesi hem kişisel hem de ortak geçmişiyle yüzleşmeye çağırıyor.

Gözbebeklerinin büyüdüğünü fark ettim. Onun gözbebeklerinin içinde, masmavi bir gökyüzünün altında, şekerkamışı ve palmiyelerle kaplı bir dağın yamacında Che’yi gördüm. Arkadaşları çevresini sarmıştı, tüfeği dizlerinin üzerindeydi. Saçları yine gürdü, sakalları seyrekti ve yine çok yakışıklıydı.


Dünya fikirlerle bölünmüş bir halde. Derin bir şüphe, korku, ajanlar, köstebekler, yasaklanmış fikirler... Hayallerinin ülkesinde acı bir gerçekle karşılaşan idealist insanlar. Devrim hayallerinin ısıtmaya yetmediği bir soğuk savaş… Karlar içinde biblo güzelliğinde bir şehir. Kendilerini kanlı bir serüvenin içinde bulan Türkiyeli devrimciler...

Açık pencerelerden içeri kar kokusu sızıyor. Ahmet Ümit’in klasikleşmiş ve otobiyografik öğelerle bezeli polisiye romanı Kar Kokusu, Türkiye’nin en karanlık günlerinde, tüm devrimcilerin cennet gözüyle baktığı Moskova’da geçiyor. Usta yazar bir yandan dönemin keşmekeşine ışık tutuyor, bir yandan da nefes nefese bir gerilimin ortasında okura sürükleyici bir deneyim yaşatıyor.

Nereye giderse gitsin ülkesini içinde taşırdı insan. Ülke düşüncelere sinerdi, davranış olur, hiç beklemediğiniz bir anda kendini gösterirdi. İsteseniz de kurtulamazdınız ondan, bir tat, bir dokunuş, bir ses, bir koku, bir görüntü olur, aklınıza takılır, çekip götürürdü çocukluğunuzun, gençliğinizin geçtiği yerlere.


Kamil insan olma yolunda 12 Eylül döneminde hapis yattıktan sonra hayata yeniden tutunmaya çalışan Süha, akademik bir araştırma yapmak için bir Alevi köyüne gelir. Burada geçirdiği trafik kazası işine sekte vursa da onu mistik, ardı ardına açılan sır kapılarıyla dolu bir yolun başına getirir.

Şeriat kapısı, tarikat kapısı, marifet kapısı, hakikat kapısı Ahmet Ümit’in ilk dönem romanlarından Bir Ses Böler Geceyi, yazarın karakter ve atmosfer yaratmadaki saf yeteneğini görme açısından önemli bir fırsat. Türk kültürünün gizlenmiş fakat asla göz ardı edilemeyecek yapı taşlarının ustaca işlendiği roman bir solukta okunacak kadar tempolu, yıllarca hatırlanacak kadar etkileyici.

Yeni bir ürperti dalgası sardı bedenini. Mezarın içini görmemesine karşın, upuzun yatan ölünün yer yer etleri dökülmüş yüzü geldi gözlerinin önüne. Öte yandan aklı hâlâ mantıklı bir açıklamanın peşindeydi. Belki de bu mezar henüz ölmemiş biri için kazılmıştı. Neden olmasın?


Kırlangıç Çığlığı

Türk edebiyatında adı polisiye roman türü ile özdeşleşen Ahmet Ümit, 2019 yılında yayımlanan Kırlangıç Çığlığı adlı eseri ile okurlarını adalet kavramı üzerine düşünmeye davet ediyor. Zengin kurgusu ve sürükleyici temposu ile her sayfasında merak uyandıran Kırlangıç Çığlığı, toplumsal meselelere olan hassas yaklaşımı ile bir polisiye romandan daha fazlasını sunuyor. Sebebi ne olursa olsun katilliğin yüceltilemeyeceği gerçeğini vurgulayan roman, insanlığın bugününü sorgulamanızı ve sürekli değişen toplumsal gündemi yeniden gözden geçirmenizi sağlayacak.

Adalet Kişisel Çözümlerle Yerine Getirilebilir Mi?

Bireylerin adalet arayışı, her dönemde farklı trajedileri beraberinde getirmiştir. İster nefsi müdafaa olsun, isterse de var olmaması gerektiği düşünülen adi suç işlemiş kişiler… Eğer ortada bireyin yanı sıra toplum da varsa, adaletin birey kaynaklı çözümlerle “nihai olarak” sağlanamayacağı da kabul edilmelidir. Aksi takdirde toplumdaki vahşet eğiliminin artmasından başka bir sonuç elde edilemeyecektir. Kırlangıç Çığlığı romanında bu kabul edilmesi güç gerçekliğe ışık tutan Ahmet Ümit, sarsıcı hikayesiyle zihninizin yanı sıra vicdanınızı da harekete geçirecek.

Güncel Olaylara Polisiye Roman Penceresinden Bakmaya Hazır Mısınız?

Kırlangıç Çığlığı romanı, Türkiye’de gittikçe daha fazla gündeme gelen pedofili vakalarını konu ediniyor. Bunun yanı sıra ülkedeki mülteci olgusu ve organ mafyası tehdidi de önemli konu başlıkları arasında yer alıyor. Romanın ana olay örgüsünü, pedofili suçlularını öldüren bir seri katili arama çalışmaları oluşturuyor. Diğer Ahmet Ümit romanları gibi bu romanın da ana kahramanı olan Başkomiser Nevzat, yardımcıları Ali ve Zeynep ile birlikte cinayetleri çözmeye çalışıyor. Peki, bu kovalamaca nasıl son bulacak dersiniz?

En Sevilen Kitaplara Hemen Şimdi Sahip Olun!

Elinizden düşürmeden bir solukta bitireceğiniz bir roman deneyimine hazır olun! Sade üslubu ve çizgisel zaman akışı ile Kırlangıç Çığlığı, okurken adeta hayatınızın bir parçası haline gelecek. Ahmet Ümit’in sürükleyici kaleminin en güzel örneklerinden biri olan bu roman, ülkede son yıllardaki gelişmeleri farklı bir bakış açısıyla değerlendirmenizi sağlayacak. Bu kitabı hala kitaplığınıza eklemediyseniz hemen şimdi sipariş verin. Avantajlı fiyatlardan ve sepete özel indirimlerden yararlanmak için geç kalmayın!


İstihbaratçılar, polisler, askerler... Başarılı bir gazeteci olduğu günleri ardında bırakmış Adnan’ın yolu yıllardır görmediği üvey kardeşi Doğan’la kesişir. Taban tabana zıt karakterli, bambaşka yaşamlar süren kardeşlerin bir araya gelme sebebi hangi karanlık güçlere hizmet ettiği bilinmeyen, devletin üstlenmediği operasyonlarda parmağı olan Doğan’ın köşeye sıkışmış olmasıdır. Kardeşine karşı hiçbir yakınlık hissetmeyen Adnan, içindeki ölmüş gazeteciyi de hayata geçiremez ve olayların dışında kalmak ister. Doğan’ın ısrarı ve kendi yaptığı bazı hatalarla, Türkiye’nin yakın tarihine damgasını vuracak en büyük siyasi çekişmenin ortasında bulur kendisini.

Silahlarımız, bilgeliğimiz, yüreğimiz... Yakın tarihimizde Susurluk Kazası olarak geçen olayın ardından yazılan Kukla, siyasi komplo, faili meçhul cinayetler ve komplolar üzerindeki sisi aralıyor ve okurun karşısına büyük resmi koyuyor.

Boğum boğum bir şeylerin gırtlağıma doğru yükseldiğini hissettim. Anımsamak istemediğim için derinlere gömdüğüm bir acı içten içe kendini hissettirmeye başladı.


Gün gelir anımsar bizi bu sokaklar. Dar kaldırımların gölgelerimizi özleyeceği tutar. Ağaçların gövdelerindeki o eski yara depreşir. Lambaların ölgün ışıkları biraz daha kederlenir.

Bir kız yürür yanı başımda Seke seke bulutların üzerinden. Bir serçelerde vardır bu telaş, Bir de onun küçük ellerinde, Bizim işimiz deniz mavisi çakıp, karanlık yakmak


İstanbul’da bir kanun adamı, sokaklarda bir suç bilgesi. Başkomser Nevzat, karmaşık cinayetleri çözerken insan ruhunun derinliklerinde gezinmeye devam ediyor...


Edebiyat bazen çok tehlikeli olabilir. Anna Karenina, Madam Bovary, Esmeralda ve daha birçok kadın roman kahramanı... Bu muhteşem kadınlara ulaşmaya çabalarken, önce doğru düşünme yeteneğini, sonra da yaşamını yitiren bir adam...

Kimsenin önemsemediği overlokçu bir kızın cinayeti bile önemli sırlar içerir. Katil ve maktul apaçık ortadaymış gibi görünse de hakikat çok derinlerde gizlenmiş olabilir. Ama ne kadar gizlenirse gizlensin, Başkomser Nevzat gibi vicdanlı polisler olduğu sürece karanlık aydınlanacak, adalet mutlaka yerini bulacaktır.

Aşk hiçbir zaman masum değildir. Petersburg’un soğuğundan, İstanbul’un sıcağına gelen bir Rus bilim insanı. İstihbarat servislerini birbirine düşürecek kadar gizemli bir kayboluş. Mutluluğu ararken kendini ölümün kıyısında bulan çaresiz bir âşık...

En zevkli anlar kanlı gerçeklere dönüşebilir…

Cinayetleri çözmek için sadece aklından ve deneyimlerinden değil, yaralı yüreğinden de güç alan Başkomser Nevzat, belki de en çok bu yüzden ayrılıyor benzerlerinden, belki de en çok bu yüzden seviliyor, okunuyor ve hatırlanıyor. Aşkımız Eski Bir Roman, onun bu zorlu serüveninde yepyeni bir halka...

... mesleğini doğru yapmak için cesaret yetmez, aynı anda kocaman bir yürek ister. Ama o yürek çelikten yapılmıyor. Bir süre sonra el bombası gibi gümlüyor. O yüreği zamansız gümletmeyelim Ali. Zalimleri sevindirmenin âlemi yok.


Şah damarından da yakında bir katil.

Amerika’da yaşayan başarılı tarih profesörü Nüzhet, Fatih döneminde işlendiğini düşündüğü, tarihe bakışı değiştirebilecek büyük bir siyasi cinayeti aydınlatma gayesiyle döndüğü İstanbul’da sapında Fatih Sultan Mehmet’in tuğrası bulunan mektup açacağıyla öldürülür. Nüzhet’in eski sevgilisi, psikojenik füg hastası Müştak’ın katilin bizzat kendisi olabileceğine dair ciddi şüpheleri vardır.

Babalarını öldürmeyen çocuklar hiçbir zaman büyüyemezler

Sultanı Öldürmek, günümüzde geçen ve postmodern bir anlatıdan izler taşıyan diliyle hayli sürükleyici, zengin bir roman. Ahmet Ümit bu sefer Osmanlı’nın artık bir imparatorluğa dönüştüğü, zaferlerle birlikte daha cazip gelen iktidarı elde etmek için ihanet ve entrikaların yaygınlaştığı bir dönemi hikâyesine fon olarak seçiyor. Geçmişin ve günümüzün katilleri kurguda iç içe geçiyor.

Biri sizi cinayet işlemekle suçladığında deliller bulur, tanıklar gösterir, bunun bir iftira olduğunu kanıtlamaya çalışırsınız ama sizi itham eden kişi bizzat kendinizseniz, ne yaparsınız?”


İki aşkı arasında parçalanan bir adam İkinci Meşrutiyet’in yaklaştığı günler, Osmanlı belki de hiç yaşamadığı kadar büyük bir buhranın, varoluş sancısının içinde. Hassas, incelikli ve kararlı Şehsuvar’ın sorumluluk bilinci ağır basar, hem sevgilisi Ester’e hem de içindeki yazara sırtını dönerek İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılır. Büyük acılara ve pişmanlıklara sebep olacak bu kararından dönme fırsatını sonsuza dek kaçırmıştır artık.

Elveda Güzel Vatanım iki ayrı zaman diliminde ilerleyen, anlatıldığı dönemde yaşanan çalkantıları düşündüğümüzde edebiyatımızdaki büyük bir eksikliği dolduran bir roman. Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki “siyasi hesaplaşma” dönemine tanıklık ederken diğer yandan Osmanlı’nın son dönemine damgasını vuran İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin eylemlerine içeriden bir göz sayesinde yakından bakıyoruz.


İnsan ruhuna yapılan bir yolculuk

İnsan Ruhunun Haritası birçok farklı açıdan ele alınabilecek zengin bir metin. Kitabın Ahmet Ümit'in kendisini olduğu noktaya getiren yazarlara duyduğu bir minnet borcu olduğunu söylemek de mümkün. Nitekim Ahmet Ümit’e yazma aşkını aşılayan, ona her şeyden önce bir ufuk veren birçok değerli yazar hakkında detaylı ve kapsayıcı bilgilerle donatılmış İnsan Ruhunun Haritası, “İyi polisiye iyi edebiyattır” düsturundan da hareket ederek polisiye metinlerin çıkışı, gelişimi ve suç ve edebiyat arasındaki bağlantı hakkında da düşünmeye itiyor okuru.

Oidipus, Don Kişot, Madam Bovary, Dimitri Karamazov, Anna Karenina, İnce Memed, Zebercet ve diğerleri, çoğu yaşamımızı etkilemiş, edebiyatın bu o¨lu¨msu¨z kahramanlarına derinden bakarsak kendimizi görürüz. Edebiyatın bu karakterlerinin üzerini örten sözcükleri birazcık kazırsanız altından insanlık çıkar; geçmişten günümüze, bugünden geleceğe akan büyük insanlık.


Ahmet Ümit’ten polisiyeyi arkeoloji ve mitolojiyle harmanlayan usta işi bir roman.

Berlin Emniyet Müdürlüğü’nün cevval başkomiseri Yıldız Karasu ve yardımcısı Tobias Becker, göçmenlerin, işgal evlerinin ve sokak sanatçılarının renklendirdiği Berlin sokaklarından Bergama’ya uzanan bir macerada, hayatı ve insanları yok etmeye muktedir sırların peşinde bir seri cinayetler dizisini çözmeye çalışıyor. Soruşturmanın Türkiye ayağında sürpriz bir ismin olaya dahil olmasıyla heyecanın dozu gitgide artıyor.

Kayıp Tanrılar Ülkesi, Zeus Altarı ve Pergamon Tapınağı’nın gölgesinde mitlere günümüzde yeniden hayat verirken, suçun çağlar ve kültürler boyu değişmeyen doğasını bir tokat gibi yüzümüze çarpıyor.

“O yüzden unuttuk dediğiniz yerden başlayacağım. Unutmanın bedelini ödeyecek unutanlar. Cezaların en şiddetlisiyle ödüllendirilecek saygısızlık yapanlar, kalbi yerinden çıkarılacak beni kalbinden çıkaranların, yüzlerinin derisi yüzülecek benden yüz çevirenlerin…”