top of page

Aşk, Mağlubiyettir (Önsöz)

Akıllı olmayanlar ve aşkı tatmayanlar… Onlar çocukluktan çıkamadıkları gibi dünyada nesne olmaktan da kurtulamazlar. Ve… Ve bu sebeple âşık olmadı isen “insanım” diye gezme meydanda. Sen ya bir çocuk veya bir ölüsün.


Akıl En Büyük Peygamberdir
Aşk, Mağlubiyettir (Önsöz)

İki kez gelir insan, dünyaya. İlki malum. Anne rahminden dünyaya ağlayarak “merhaba” dediğimiz an. Hatırlamayız o zamanı. Varız ama yok gibiyizdir. Dünyada kayda değer bir ağırlığımız yok; hiçbir hukuk sisteminde sorumluluğumuz mevcut değil. Verdiğimiz sözlere, yaptığımız sözleşmelere itibar edilmez. Bu süreç akıl- baliğ olana kadar devam eden bir hazırlık dönemi… Ve ikinci doğum. Ve esas doğum.

Geleceğe umutla bakan, onu inşa eden, hayallerin içerisinde dünyaya “merhaba” dediğimiz muazzam ötesi dönem. İşte ikinci doğum. Akıl-baliğ olduğumuz an. Çünkü akıl, hayatımıza mana katar, sebeplerin ardını soruşturur, bizi nesne veya hayvan olmaktan çıkarıp dünyaya egemen kılar, sorumluluk sahibi kılar. Dünya ayaklarımızın altında ezilir, hayvanların zorunlu gördüğü şeyler bize mümkün hale geldiğinden her şeye ve herkese meydan okuma arzusu uyanır. Akıl kelimesi sözcükte “bağlamak” manasına gelir ki terim anlamda “zorunlukların zorunlu, imkânsızların ise imkânsız olduğunu bilen tabi güç” olarak tarif edilir. Dünya ve içindekilerde zorunlu ve imkânsızlık söz konusu olamayacağından akıl sahibi insan, dünyanın efendisi (hükümdarı) olduğunu kolayca anlar.

Ve baliğ… Duygular kaynayan su gibi taştığı zaman… Kemale erdiği zaman duygular… Önüne geçilmez bir güç hissettiği zaman… Her seddi delmeye hazır hissettiği zaman. İşte o zaman. Duygular kabarır, açığa çıkar; çölleri aşmaya hazırdır, dağları delmeyi göze alır. Ve insan âşık olur. Var olduğunu anlar, ayakları yerden kesilir; ayna olur kendisine aşk. Âşık olur BAĞLANIR. Zira ileride de açıklayacağımız gibi aklın hükümranlığı altında kopmaz bağlarla karşı cinse bağlanmaya AŞK diyoruz.


İşte insan, âşık olur… İşte ikinci doğum gerçekleşir!..


Akıllı olmayanlar ve aşkı tatmayanlar… Onlar çocukluktan çıkamadıkları gibi dünyada nesne olmaktan da kurtulamazlar. Ve… Ve bu sebeple âşık olmadı isen “insanım” diye gezme meydanda. Sen ya bir çocuk veya bir ölüsün.


Aşk…


Dünyaya ait olmayan lakin dünyayı anlamlandıran hatta hayatın içerisinde hayat yaşatan bir bağlılık. Sarmaşıktır aşk ve tıpkı akıl gibi bağlayıcıdır. İşte bu sebeple hayvanlar âşık olamazlar… Ve insan. İnsan da aşık olmadan hayvanlık seviyesini aşamaz. Hiçbir şey tam olmaz. Bu nedenle;


Gecedir kadın. Ve erkek gündüz. Kadın toprak; bulut olan erkek. Gök erkek, yer ise kadın. Ve ikisi tek bir nefis. Aralarındaki fark tam bir uyum ve simetri içerisinde. Lakin.


Akıp giden zaman, sürekli değişen mekânlar, oradan buradan esen rüzgârlar ve hatta fırtınalar. Ve dahi üstüne feminist veya değil ideolojik hareketler… Tek nefsi, bin parçaya ayırır da erkek ve kadın birbirlerinin ebedi düşmanı olur.


Ama…


Aşk… Tüm dünyaya… Yapay sınırlara karşı her daim dimdik ayaktadır ve ayakta da kalacaktır. Çünkü aşk, fırtınalar karşısında bile kadın ve erkeği birleştirecek, onların birbirlerine sevgi, merhamet ve hürmetle bakmalarını sağlayan büyülü ve bir o kadar da güzel bir kelime. Hayatın içinde hayat, nefesin içinde nefesler yaşatan aşk, ufkunuzu dünyalar ötesine taşır. Ve bu sebeple âşıklar ölmez.


Sarmaşıktır aşk… Sarmaşık, sardığı her şeyin özünü emer, eritir ve zaman içerisinde ikilik biter teklik başlar. Kadın ve erkeği tekleştiren en büyük duygunun adıdır aşk. Ve duyguların seyyal halini, aşkın ise kesin bağlamasını düşündüğümüzde aşk duygunun da ötesinde bir duygudur.


Modern dönemde özellikle Hegel ile birlikte ve özellikle de sol ideolojiler, akli kaideleri bir kenara atarak aklen imkânsız olanın mümkün olacağı zannıyla zıtların bir arada bulunabileceklerini iddia ederek adeta aklını yitirmişlerdir. Aklını yitirmişlerdir çünkü imkânsız diye bir şey yoksa doğal olarak zorunlu diye bir şey de olamaz. Zorunluluk ve imkânsızlık yok ise bu sefer aklın bağlanabileceği bir şey de olamaz ki bu durumda başta aşk olmak üzere hiçbir kavramın anlamı olamaz. Akıllı olmayan; mümkünleri zorunlu, zorunluları imkânsız, imkânsızı mümkün görenler âşık olamaz. Onlar dipsiz kuyuya düşer, karanlıklarda debelenir, kendilerini unutmak veya kendilerini hatırlamak için sekse sarılır, hayvanlar gibi yaşar ama onlar gibi bile ölemezler. Aşk için bile “önce aklı bir kenara bırakmak lazım” diyen delileri ciddiye almak mümkün değildir. Bu deliler hiçbir meseleyi yerli yerinde değerlendiremezler. İşte bu sebeple solcular ve sağcılar asla âşık olamazlar. Onlar karşı cinse bir hayvan gibi bakar ve yaklaşırlar.


Kadın ve erkeği iki zıt varlık olarak değerlendiren ideolojik hareketler yapıları gereği kadın ve erkeği bir arada yaşatamazlar. Çünkü zıt varlıklar bir arada bulunamadığı gibi, zıtlar arasında çatışma doğal olarak kabul edilir. Bir zıttın varlığı diğerinin yokluğu ile mümkündür. Feminizm hareketleri diyalektik felsefeye yani zıtların bir arada bulunabileceği gibi bir akılsızlık üzerine bina edildiğinden kadın ve erkeğin “aşkla” bir araya gelmesi onların algılarına sığmaz. Aklın kaidelerini terk ettiğinizde ve aklın sultanlığını kabul etmediğinizde aşkın yaşaması da mümkün değildir. Akıl, kadın ve erkek arasında zıtlık değil birbirleriyle uyumlu bir ikilik olduğunu daha ilk bakışta görür.


Aslında aşk, sadece duyusal bir hadise de değildir. Zira aşk, sadece duyusal zevklerden ibaret olsaydı sevdiğinizdeki değişimler zorunlu olarak sevginin de bitmesine neden olurdu. Oysa hem tecrübe hem de aklen biliyoruz ki zamanın geçmesiyle solmayan aşklar mevcuttur. Bu sebeple aşka bizzat insanın “özünde” yer alan ve değişmeyen bir hal olarak bakabiliriz. Kaldı ki aşk da akıl gibi bağlanmak manasına gelir. İnsanın alak (alaka)dan yaratıldığını göz önüne aldığımızda aşkın duyuları da aşan ruhu ve bedeni sarmalayan bir öz olduğunu anlarız. Aklını bir kenara bırakanların aşk iddiaları ise sadece duyusal sınırlarda durur ve duyularda seyyal olduğu için aşk zamanla ya biter veya saplantı haline dönüşür. Saplantı halinde olan bir aşk ise hem kişiye hem de aşkına hayatı zehir eder.


İnsani tüm değerlerin ölmek üzere olduğu bir zaman diliminde diriltici bir soluktur aşk. Hatta yeniden dirilmenin anahtarlarından biridir. Bu kitap bu sebeple aşk meselesinde fincancı katırlarını ürkütecek niteliktedir.

Comments


bottom of page