top of page

Aşk da "Empati" Ne Çirkin? Çok Çirkin...

Aslında bir erkeğin kadını veya bir kadının erkeği sevmesi teorik olarak imkânsızdır. Öncelikle “benlik” duygusu sevdaya engel oluşturur. Lakin pratikte Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin destanları her daim yaşanmıştır ve yaşanmaya da devam edecektir. Yine Mecnun çölde kaybolacak, Ferhat dağları delecek, Leyla açamadığı aşkı ile kavrulacak ve Şirin hasretle yanacaktır.


Akıl En Büyük Peygamberdir
Aşk da "Empati" Ne Çirkin? Çok Çirkin...

Empati kelimesi, karşıdaki insan veya insanların duygularını anlamak hatta duygudaşlık olarak tanımlanmıştır. Bir başkasının tutum ve duygularını anlamak ve hatta onları içselleştirmeye empati diyoruz. Bu sebeple empatiyi kişinin başkasını anlaması olarak da ifade edebiliriz. İnsanların bebeklikten itibaren empati yeteneği olduğu tespit edilmiştir. Bu sebeple empati yeteneği genel olarak olumlu bir haslet olarak kabul edilmiştir. Lakin söz konusu “aşk” kavramı olunca empati kelimesi, aşkı yok eden bir mahiyet kazanır.

İnsan, her ne kadar iki cinsten oluşsa da tek bir nefisten yaratılmıştır. İşte bu sebeple aşk, tek kişiliktir, tek taraflıdır ve tek taraflı olduğu için anlamlıdır. Evet, kişinin kendisinin tek taraflı “yanmasına” aşk diyoruz. Aşık, kavuşma ateşinin içinde yanan kişidir.

"Ya Rab bana cism -ü can gerekmez

Canan yok ise cihan gerekmez.”


Bu sözleri feryat halinde söyleyen aşığın, aşkı ile empati kurması mümkün müdür? Züleyha’nın, Yusuf (as) ile empati kurdu mu? Ayetleri okuyalım:


Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek, "Haydi gelsene!" dedi. O ise, "Allah'a sığınırım, çünkü o (kocan) benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler" dedi. Andolsun, kadın ona (göz koyup) istek duymuştu. Eğer Rabbinin delilini görmemiş olsaydı, Yûsuf da ona istek duyacaktı. Biz, ondan kötülüğü ve fuhşu uzaklaştırmak için işte böyle yaptık. Çünkü o, ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandı. İkisi de kapıya koştular. Kadın, Yûsuf'un gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında hanımın efendisine rastladılar. Kadın dedi ki: "Senin ailene kötülük yapmak isteyenin cezası, ancak zindana atılmak veya can yakıcı bir azaptır." (Yusuf Suresi: 23-25)


Ayette de belirtildiği gibi Züleyha, tek taraflı olarak karar almıştır ve aşkını tek başına yaşamaktadır. Bunun karşılığı olarak Hz. Yusuf (as)’da Züleyha ile empati yapmamakta ve Züleyha’nın güzelliğine aldanmadan zina teklifini reddetmiştir. Ayrıca Hz. Yusuf (as), Züleyha ile empati kurarak ona acımamış ve Züleyha’nın zindan tehdidini bile göze alarak Züleyha’nın teklifini reddetmiştir. Çünkü aşk, tek kişiliktir.


Ferhat, Şirin ile empati yaptı mı? Veya Mecnun, Leyla ile… Ve, veya Hatice Annemiz, Muhammed (sav) ile empati kurdu mu? Dahası kurabildi mi? Sözgelimi şöyle diyebildi mi?


“Benim yaşım geçkin, Muhammed (sav) ise genç delikanlı. Benimle evlenmesi uygun olmaz.” Demedi, diyemedi… Diyemedi ve aksine Hz. Muhammed (sav) Efendimize evlilik teklifini bizzat kendisi yaptı, annemiz.


Hiçbir aşık, aşkı ile empati kuramaz. Çünkü.


Empati yapabilen birisi aşık değildir. O, hesap kitap yapan birisinden başkası değildir. Kaldı ki aşk meselesinde empati yapan birisinden her çirkinliği beklemek hakkınız. Zira O’nun aşkı yalandır. Daha doğrusu o kimse, yalanın ta kendisidir. Aşk bağlanmanın son noktası olduğu gibi tüm “hesapların” bittiği yerde başlar. Aşk meselesinde hesap kitap yapandan âşık mı olurmuş?


Aslında bir erkeğin kadını veya bir kadının erkeği sevmesi teorik olarak imkânsızdır. Öncelikle “benlik” duygusu sevdaya engel oluşturur. Lakin pratikte Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin destanları her daim yaşanmıştır ve yaşanmaya da devam edecektir. Yine Mecnun çölde kaybolacak, Ferhat dağları delecek, Leyla açamadığı aşkı ile kavrulacak ve Şirin hasretle yanacaktır. Bir insanın, kalbinin en müstesna yerinin en istisnai makamına Leyla’nın veya Mecnun’un taht kurması aslında idrakler üstü. Buradan bile anlaşılıyor ki, aşk tek kişiliktir. Empatisi olamaz.


Aşk, idrakler üstüdür.


İdrakler üstü çünkü aşk, “kayıp beni” bulmak olduğundan, aşk; tüm dünyaya, âlemde gördüğü ve görmediği her şeye meydan okuma halidir. Çünkü dünyadaki her şey değişkendir, dönüşüm halindedir, bir var olup bir de yok olmaktadır. Ama aşk, tabi olmayan bir şekilde her türlü değişime, dönüşüme ve yokluğa rağmen bağlanmaktır. Hem de ebedi bağlılıktır, aşk. İnsanlar arası anne, baba, çocuk, amca ve dayı gibi akrabalık bağları doğal bağlardır ve bu bağlar kişi yaşadığı sürece insanı öyle veya etkiler ama kadının erkeğe, erkeğin ise kadına duyduğu sevgi bağı sonradan olan bir bağdır ki her şeyin değiştiği ve dönüştüğü dünyada böyle bir bağa sahip olmak gerçekten de yeniden doğmak gibidir. Bu sebeple hem aşka sahip olacaksın hem de küçük hesaplar yapıp “empati” adı altında aşkından vazgeçeceksin öyle mi? İmkanlılara ayağın takılacak ve aşkından vazgeçeceksin öyle mi? İşte bu olmaz, olamaz. O zaman sen, âşık olamamışsın demektir. Aşkı tatmamışsan sen hala bir ölüsün.

Comentarios


bottom of page