top of page

Aşk'ın Tarifi: Aşk Mağlubiyettir

Bir iraden var, her şeyi yapan… Yürüyen, koşan, yemek yiyen, çalışan… Bir iraden var ve bu iradenin üstünde aşk var. Yemekten içmekten kesen, insanlar arasına karışmaktan alıkoyan… Aşk var. Ve aşk, iradelerin üstünde yer alır. Sevdiğine yenilmektir aşk. Kesin bir mağlubiyet. Mecnun’un çaresizliği, Leyla’nın teslimiyeti. Beyaz (teslimiyet) bayrak resmigeçididir aşk.


Akıl En Büyük Peygamberdir
Aşk'ın Tarifi: Aşk Mağlubiyettir

Bir iraden var, her şeyi yapan… Yürüyen, koşan, yemek yiyen, çalışan… Bir iraden var ve bu iradenin üstünde aşk var. Yemekten içmekten kesen, insanlar arasına karışmaktan alıkoyan… Aşk var. Ve aşk, iradelerin üstünde yer alır. Sevdiğine yenilmektir aşk. Kesin bir mağlubiyet. Mecnun’un çaresizliği, Leyla’nın teslimiyeti. Beyaz (teslimiyet) bayrak resmigeçididir aşk. Şairden dinle aşkı.

"Sevgilimin itabından kendime şefkat duyarak ağlamaktayım.

Hicran hasebiyle vücudumun bir kısmı da diğer kısmına ağlamakta

Ben iyiliğimde de kötülüğümde de korkarım ondan

Ve onun hükmettiği şeyle kendime hükmederim."

İki ayrı devlet ve halk düşün. Öldüresiye, acımasızca, darmadağın etmek için birbirleriyle sonsuz nefretle savaşmışlar. Nihayet biri diğerine galip gelmiş. Galip ile mağlup arasında herhangi bir hakem veya hukuk yok farz et. Galip de kesin bir gurur ve keskin bir intikam duygusu. Mağlup da kat’i bir çaresizlik. Mağluplar kadın, çocuk, yaşlı ayırt etmeden diz çökertilmiş bir şekilde dizilmiş. Artık her şey galibin inisiyatifinde zaten daha önce sonsuz bir kinle savaşıyor; ölümlerin hesabını bile yapmıyordu. Şimdi… Herkesi yakmak, küllerini oraya buraya savurarak düşmandan iz bırakmamak istiyor. Mağlup gözlerde korku… Gözler muhataba bakamıyor bile. Şaşkın… Olacakların tahayyülü dehşet, kalp bomboş. Diz kapakları titriyor; hiçbir şey kontrol altında değil… Yardım umutları da yok. Tam bir çıkmaz. Daha fazlası mümkün olmayan bir korku; mağlubiyetin zirvesi. İşte tam o anda… “Keşke doğmasaydım” noktasına çoktan gelmiş olan mağlup, içten içe galibe sevgi duymaya başlar. Başlamak ne kelime; ölesiye sever galibi. İstese de sever istemese de. Çünkü kesin mağlubiyet, kesin sevginin en büyük sebebidir. Mağlup o kadar çok sever ki, galip için gözünü kırpmadan ölüme atlar; yeter ki bir işaret yollasın galip:


"Sevgilimin itabından kendime şefkat duyarak ağlamaktayım."


Sevgili her daim galip… Seven sürekli mağlup. Mecnun, Leyla’nın ayaklarının altında. Leyla, Mecnun’un göz hapsinde. Çıt yok; ürpertiden kaynaklanan kalp atışları bile sessiz. Korku zirvede… Kaçacak yer; na mümkün. Nereye gitse Leyla, kime baksa Mecnun. Aşığın kendisine ağlaması, yakarması, yalvarması bile nafile; kalp yumuşamıyor, acıma nedir bilmiyor. Bir nebze anlamaya çalışalım şairi… Kendisine acımasını…


Yusuf’u kaybedince Beyt’ül Hazen (Acılar Evi) Yakup (as), Yusuf oldu. Sarılamıyordu bedenine, koklayamıyordu saçlarını ama Yakup (as)’ın yüreği Yusuf’a dönüştü. Ve Yusuf sadece kendisine nazar edilmesini dilediğinden Yakup (as)’ın dışarılarda dolaşmasına, başkalarına bakmasına izin vermedi de gözlerini bile elinden aldı. Yakup (as)’ın sinesi nam-ı diğer Yusuf, her atışında hasret bıçağıyla Yakup’u delik deşik etti. Zifiri karanlıklar içerisinde soluğu kesilmiş, yaralı diliyle kalbine ağır bir sitem yolladı Yakup (as): “Ya Esefa Ala Yusuf” dedi ve gözlerine ak düştü. Yutkunuyor, yutkunuyordu.” (Yusuf Suresi: 84)


Esefa; dert, hüzün, hicran, hasret, ukde, kahır, ıstırap, azap, keder, firak, ayrılık, iştiyak, ilmek, eziyet, çile, teessür, kasavet, esef, zahmet, zorluk, kasvet, gam, üzüntü, özlem, tahassür, düğüm, öfkeyle karışık gam, çaresizlik. Kelimelerin hepsi acıyı zihne yaklaştırmak için yoksa acıyı anlasak bizim de kalbimiz ya Yusuf olurdu bir anda veya ateşte yanmış kül.

“Ya Esefa Ala Yusuf.” Yani… “Yusuf, Yusuf. Ahh… Yedin bitirdin beni. Yeter, yetti artık Yusuf. Eee artık yeter Yusuf. Yetmedi mi çektirdiğin, dur atma sinemde. Bırak yakamı.” Yakup (as) hayalinde canlandırdığı Yusuf (as) ile konuşmuyor bilakis bu can yakıcı feryatlar kalbine. Bizzat kendi kalbine.


Sevdiklerim firaklarında hasretlerini de yanlarında götürselerdi de sinem bana kalsaydı lakin olmuyor/olamıyor. Onlar arkalarını dönüyor ama hasret, hançer oluyor yüreğimizi delik deşik ediyor. Çünkü “O insanı alaktan yarattı” (Alak Suresi: 1-2) Alak sadece kan pıhtısı değil aynı anda manevi anlamda alakayı (yapışıklığı) da ifade eden bir kelime. Ünsiyet var özümüzde ve sevgi ve aşk. Bu nedenle bedeni acıtan bıçak darbeleri değil organların birbirinden kopmasının feryadı.


“Beş yıl oldu, çocuklarımı çok özledim” teessürünün sahibi kuyu hapsine mahkum olan İmam Serahsi (rh.a). Asla sıradanlaşmayan, sürekli katmerleşen bir elemdir hasret. Eğer kalbi terk etse uzaklaşsa hasret emin ol, kalbi de yerinden söküp alır, ıssıza mahkûm eder seni. Tıpkı… Tıpkı Musa (as)’ın anacağızı gibi: “Musa’nın anasının yüreği (oğlunu nehre bıraktığı için) bomboş kalıverdi.” (Kasas Suresi: 10)


5 yıl Sinop Cezaevinde kalan Sabahattin Ali, zindan duvarlarına içinde bulunduğu hicranı, “Hasretinle yandı gönlüm, yandı yandı söndü gönlüm” dizeleriyle ifade ediyor. Lakin hiç olmazsa Sabahattin Ali’nin hasretle yanan bir gönlü var. Yakup (as)’ın elemi daha fena. Hasret ve hicran dışarıda durup yakmıyor gönlü. Yakup (as)’da bizzat yakan ve yakılan bizzat gönlü. Ateş olan bizzat kalp. Çünkü “aşığın kalbinde ayrılık ateşi vardır ki cehennem ateşinin en hararetlisi ondan daha soğuktur.”


Eee yeter artık Yusuf. Reva mı bu…Kişinin kendisinin, kalbinin aşkı haline dönüşmesinden daha büyük bir mağlubiyet olabilir mi?


"Hicran hasebiyle vücudumun bir kısmı da diğer kısmına ağlamakta"


Neden? Çünkü sevgili, artık kişinin kendisi olmuştur ve kendini kaybetmiştir kişi. Sevgili; aşığın kalbini teslim almış artık ağlayıp sızlanmaktan başka derman yok. Vücut darmadağın; baş gövdeden ayrı, yemek mi yiyor zehir mi belli değil. Kalp diğer organlardan ayrılmış; "ne haliniz varsa görün" havasında. Paramparça artık bölük pörçük. Hiçbir şey tam değil. Muhakeme yok. Mağlubiyetin zirvesi; yani aşkın.


"Ben iyiliğimde de kötülüğümde de korkarım ondan"


Bir demet çiçek alsa korkuyor, tebessümü unuttuysa yüreği ağzına geliyor. Bundan büyük mağlubiyet mi olur? Devletlerin devletlere mağlubiyeti ne ki? Hiçbir devlet, diğerini bu şekilde mağlup edemez.


"Ve onun hükmettiği şeyle kendime hükmederim."


Kalem, onun elinde. Kalem benim elimde... Ben her iki halde de boş bir kâğıt... Dilinden dökülenler emir, kalbinden geçenler ferman. Başımı alacaksa alsın... Silecekse beni silsin. Ne diliyorsa onu yapsın. Eziyet edecekse kendimi bahtiyar hissederim.


Sevgi, kesin bir mağlubiyet. Âşık, kesinlikle yenilen kişi. İradeleri bile teslim alan mağlubiyet. Mağlup değilsen âşık da değilsin.

Comments


bottom of page