Üstün Dökmen


Palandöken


Heybetli, soylu, mağrur Palandöken’in eteklerinden, dirençli Erzurum’dan doğan bir hikâye... Büyük dede Karanfilli Hasan’dan doğma Ömer ile eşi Mahbube’nin 1900’lerde Erzurum’dan İstanbul’a taşınan yaşamı onlarca efsane ve merak uyandıran karakterler eşliğinde karşımıza çıkıyor. Yazarın anneannesi Zehra, Ömer ile Mahbube’nin kızıdır. Bir Ak Arap olan ve ilk gençliğine kadar Yıldız Sarayı’nda, haremde çalışan Vasfi ile evlenir Zehra. Vasfi ile Zehra’nın tek çocuğu Sabahat’ı da tanıyacağız... Ve Salih’i: Babası, daha o doğmadan Rus işgalinde şehit düşmüş, Erzurumlu Salih...


Yukarıdaki isimlerin öykülerinden başlayarak daha yakından tanışacağımız yazarımızı hepimiz tanıyoruz: Psikolojinin yanı sıra roman, şiir ve tiyatro dalında da çok sayıda esere imza atan, sayısız konuşmasıyla topluma seslenen Prof. Dr. Üstün Dökmen...


Türkiye’de psikoloji biliminin en büyük isimlerinden, hem yüz yüze hem de ekran ve yazdıkları aracılığıyla farklı kesimlere temas etmeyi başarmış olan Prof. Dr. Üstün Dökmen’in köklerine bir yolculuk Palandöken. Üstün Dökmen’in biyografik roman türündeki bu son eserinde aile, aşk, ilişkiler, toplumsal meselelere bakış, çocukluk çağı kaygıları, gençliğin belirsizlikleri, tarihin kuytularından anlatılar, kişiselden çıkıp toplumsal olana uzanan analizler iç içe geçiyor.


Palandöken’de Üstün Dökmen’i önce kendi köklerinin peşinde bir yetişkin, meraklı, sevgi dolu bir çocuk, sonra tutkulu bir genç, bir sanat ve tarih sevdalısı, bir âşık, özgürlükçü bir baba, bir aydın, bir eğitimci ve topluma incelikle yaklaşan bir düşünür olarak daha yakından tanıyoruz.


Palandöken hem bir aile öyküsü hem de psikolojik analizlerle örülü bir

Türkiye romanı...

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

“Fi-Çi-Pi üçlemesiyle yeri yerinden oynattı adeta. Öyle bir yazıyor ki gerçek de onun yazdıklarında, kurgu da, geçmiş de onda, gelecek de. Toplumsal meselelere farklı bakış açısı, duruşu, tavrı kısaca

Önsözünü Sırrı Süreyya Önder’in yazdığı kitap Selahattin Demirtaş’ın Son Sözüyle okur karşısında. “Bin türlü gölge ve riyayla örtülmeye çalışılan günlerin çetelesini tutup unutturmayanlar var. İşte bu

Hapishanedeki beşinci kışımız bu. … Beş yıl boyunca ne yaptık sorusuna tek kelimeyle cevap vermem istenseydi, buna “yaşadık” derdim. Dışarda olmamız halinde nasıl yaşayacaksak, burada da öyle yaşadık.