Çevirmenin Çemberi: Uzay Akımları

Isaac Asimov’un Galaktik İmparatorluk üçlemesinin ikinci kitabı olan Uzay Akımları’nın çeviri macerası huzurlarınızda.



M. İhsan Tatari

Kayıp Rıhtım

Asimov’la üç perdelik çeviri dansımızda sıra Uzay Akımları’na geldiğinde kafam pek yerinde değildi açıkçası. Bir daha başkalarının çevirilerine editörlük yapmayacağıma dair dizlerimin üstüne çöküp gök gürültüleri eşliğinde yumruklarımı havaya sallayarak ettiğim tüm yeminlere rağmen, yaşadığım maddi sıkıntılardan ötürü tükürdüğümü bir güzel yalamak zorunda kalmış ve Babür İmparatorluğu’yla ilgili tarihi bir romanın düzeltisine başlamıştım. Ama ne yazık ki düzeltmem gereken kitap hatalı çevirinin sınırlarını dikiş yerlerinden patlatırcasına zorladığından o iş maddi bir destekten çok ruhi bir kösteğe dönüştü.



O yüzden, en nihayetinde Uzay Akımları’na geçebildiğimde beynim hayli yorgundu. Delhi, Agra ve Semerkant civarlarında dolaşırken bir anda Trantor, Sirius ve Arcturus civarlarına ışınlanınca da hepten ambale oldum. Neyse ki kitap beklediğimden daha keyifliydi. Bir Asimov romanı çeviriyor olmanın verdiği kıvanç, romanı okurken aldığım keyifle birleşince ortaya gayet memnun kaldığım, güzel bir çeviri süreci çıktı.

Uzay Akımları (Currents Of Space), üçlemenin ilk kitabı olan Toz Gibi Yıldızlar’dan yaklaşık 6200 yıl sonra, 11129 yılında geçiyor. O nedenle iki roman arasında aynı evrende geçmeleri dışında hiçbir bağlantı yok. Bununla birlikte Trantor İmparatorluğu’nun artık kurulduğunu ve giderek yayılmaya başladığını görüyoruz. Bu da Biron Farrill ve arkadaşlarının başarılı olduğu izlenimini uyandırıyor bizde. Dünya gezegeni ise çok farklı ve enteresan bir konumda çıkıyor karşımıza. Ama kitabın sürprizlerini bozmamak için bunun ne olduğunu söylemeyeceğim.

Kitapta Florina adlı bir tarım gezegeni ile ona hükmeden Sark adlı egemen bir gezegen arasındaki ilişki anlatılıyor. Florina “kirt” denilen, çok özel bir bitkinin tüm galakside yetiştiği tek yer olma özelliğine sahip. Sark çok uzun yıllar önce burayı hâkimiyeti altına almış ve gezegenin halkını âdeta köle gibi çalıştırıyor. Galaksinin geri kalanıysa kirtten mahrum kalmamak adına Sark’ın yaptıklarına göz yumuyorlar.


Derken günün birinde Rik adındaki, yarım akıllı bir Florinalı birdenbire akli melekelerini geri kazanmaya başlıyor ve aslında başka bir gezegenden geldiğini, geçmişte başka biri olduğunu hatırlıyor. Daha da önemlisi Florina’nın yakında yok olacağı gibi çok elzem bir bilgiye de sahip kendisi. Böylece başına ne geldiğini araştırmak için koyuluyor yola. Ancak hiç hesaplamadığı şey hem Trantor casuslarının hem de Sark kuvvetlerinin onun peşine düşeceği… Polisiye-bilimkurgu tadındaki maceramız da bu şekilde başlamış oluyor.

En Zor Kısmı

Açıkçası, Uzay Akımları’nı çevirirken Toz Gibi Yıldızlar’da olduğu gibi beni öyle aman aman zorlayan bir şey olmadı. Asimov’un akıcı ve yalın üslubu sayesinde sıkıntılı başladığım çeviri süreci sayfalar ilerledikçe iyice hızlandı, sonlara doğruysa âdeta uçuşa geçti. Bununla birlikte arada sırada üstünde uzun uzun düşündüğüm ve başkalarıyla istişare ederek çözdüğüm şeyler de yok değildi.

Bunların en başında “Miakins” geliyor sanırım. Kitapta Fifelı Samia adında genç bir kadınla karşılaşıyoruz. Kendisi bir bölümde çocukluk anılarına dalıyor ve dadısıyla yaptığı bir konuşmayı hatırlıyor:

“Neden böyle parlıyor dadı?” “Çünkü o kirt Miakins.”

‘Miakins mi? O da nereden çıktı şimdi? Bu kadının adı Samia değil miydi yahu?…’ diyerekten mavi ekran verdim ben de oracıkta. Acaba dedim soyadı mı? Öyle ya, yabancılar genellikle birbirlerine soyadlarıyla da hitap ediyorlar. Ama sayfaları karıştırdığımda kadının adının sadece “Fifelı Samia” olarak geçtiğini gördüm. Bunun üzerine “Denize düşen çevirmen Google’a sarılırmış,” atasözünden yola çıkarak interneti karıştırmaya başladım. Ama karşıma çıkan sonuç hüsrandı:

“Miskin mi demek istediniz?”

Google’ın bana aptal muamelesi yapmasına içerleyerek arama üstüne arama yaptım: Asimov Miakins, Samia Miakins, Currents of Space Miakins, Fife Miakins… Ama yok arkadaş, yok. Sonra, tam da ümidi kesmişken, “Ya acaba bir küçültme sıfatı falan mı? Hani Mehmet’e Memo deriz ya hani…” diye bir düşünce geçti aklımdan.


Derken bir “anne-bebek” sitesinde çocuğunun adını “Savannah” koymak isteyen ama bunun nasıl kısaltılacağından emin olamayan bir anne adayının yazdıklarıyla karşılaştım. Hamile ve çocuklu anneler bu ismin kısaltılıp kısaltılamayacağı konusunda hararetli bir tartışmaya girmişler. En sonunda da bir tanesi iyice kızıp, “Her isim kısaltılabilir. Benim kızımın adı Mia ama ona Miakins bile diyorlar,” demiş. Böylece dokuz doğurarak da olsa Miakins’in “Miacık” anlamına geldiğini ve Asimov’un bunu Samia için bir küçültme sıfatı babında kullandığını çözmüş oldum.

Bunun haricinde ilk kitapta olduğu gibi yine metinde bazı yazım hataları vardı. Mesela ikinci bölümde Myrlyn Terens karakteriyle ilk karşılaşmamızda soyadı “Tebens” olarak yazılmış. İleriki sayfalarda, “Looking I at the small code marks” diye bir cümle geçiyor. Ama ortadaki “I” kitabın başka baskısında yok. Daha da ilerilerde, “On, but really, don’t you see?” diye bir cümle daha var. Burada da “On” aslında “Oh” olacak. “It isn’t L Really!” şeklinde yazılan cümlenin doğrusu da “It isn’t I. Really!” elbette. Geçen kitaptan alışık olduğumdan, “Asimov yazım hatası mı yaparmış yahu?” şokunu bu kez yaşamadım neyse ki.

Devamı

Site Yaptırmak mı İstiyorsunuz

Kurumsal ve e- ticaret siteleri için doğru yerdesiniz

Bilgisayar Ekranları

Mesai Saatlerimiz

Hafta İçi 09-17 Arası

Yerimiz

Akyol mahallesi, Atatürk Bulvarı No: 111/B Şahinbey - Gaziantep

bilgi@mirkitap.com

5539207655

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter